Bir Tibetli aktivist, 1 Ocak 2025 sabahı Birleşmiş Milletler'in Cenevre'deki Avrupa merkezi önünde kendini ateşe vererek ağır yaralandı ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Olay, Çin'de 1 Ocak'ta yürürlüğe giren ve ülkedeki etnik gruplar arasında birliği teşvik etmeyi amaçlayan ‘Etnik Birlik Yasası’nın hemen ertesi günü meydana geldi. Görgü tanıkları, aktivistin üzerinde ‘Özgür Tibet’ yazılı bir pankart taşıdığını ve ‘Tibet’e özgürlük’ sloganları attıktan sonra üzerine benzin dökerek ateşe verdiğini bildirdi. Olay anında bölgede bulunan güvenlik görevlileri müdahale etmeye çalışsa da, aktivistin vücudunun büyük bölümünde üçüncü derece yanıklar oluştu. Ambulansla hastaneye kaldırılan aktivist, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. BM sözcüsü, olayı ‘trajik bir eylem’ olarak nitelendirirken, Tibet sürgün yönetimi ve uluslararası insan hakları örgütleri, Çin yönetimini Tibetlilere yönelik baskıcı politikaları nedeniyle eleştirdi.
Gelişmenin arka planı: Etnik Birlik Yasası ve Tibet direnişi
Çin hükümeti tarafından 1 Ocak 2025’te yürürlüğe konulan Etnik Birlik Yasası, ülkedeki 56 etnik grup arasında ‘birlik ve beraberliği’ güçlendirmeyi hedefliyor. Ancak yasa, özellikle Uygur ve Tibetli gruplar tarafından asimilasyon ve kültürel baskıyı derinleştireceği gerekçesiyle eleştiriliyor. Yasa, etnik ayrılıkçılığı teşvik eden her türlü söylem ve eylemi suç sayarken, Çin Komünist Partisi’nin liderlik rolünü vurguluyor. 1950’lerden bu yana Tibet üzerinde kontrolü sağlamlaştıran Pekin yönetimi, bölgede Han Çinlilerinin göçünü teşvik ederken, Tibet dilinin eğitimde kullanımını sınırlandırdı. Bu politikalar, Tibetli aktivistler arasında artan bir hoşnutsuzluğa yol açıyor. Kendini yakma eylemleri, Tibetliler arasında sıkça başvurulan bir protesto biçimi; 2009’dan bu yana 150’den fazla Tibetli, Çin yönetimine karşı bu yöntemi kullanarak hayatına son verdi. Cenevre’deki olay, bu eylemlerin Batılı ülkelerde de görülmesi açısından dikkat çekici.
Bölgesel ve küresel boyut: Uluslararası toplumun sınavı
Tibet sorunu, Çin ile Batılı ülkeler arasında süregelen bir gerilim kaynağı. ABD ve Avrupa Birliği, insan hakları ihlalleri nedeniyle Çin’e yönelik zaman zaman kınama açıklamaları yayımlasa da, ekonomik ve diplomatik çıkarlar nedeniyle somut adımlardan kaçınıyor. Cenevre’deki olay, BM İnsan Hakları Konseyi’nin toplantı dönemine denk gelmesi nedeniyle ayrı bir önem taşıyor. Uzmanlar, bu tür eylemlerin Tibet davasını uluslararası gündemde tutmayı amaçladığını belirtiyor. Öte yandan Çin, Tibet’teki politikalarını ‘yoksullukla mücadele ve kalkınma’ olarak meşrulaştırmaya çalışıyor. Hindistan, Nepal ve Butan gibi komşu ülkeler, Tibetli mülteciler nedeniyle Çin’le hassas bir denge kurarken, Türkiye gibi ülkeler ise Uygur ve Tibet konularında mesafeli bir duruş sergiliyor. Olay, küresel çapta insan hakları savunucularını harekete geçirirken, Çin yönetiminin bu tür protestoları ‘terörizm’ olarak nitelendirmesi, tansiyonun daha da yükselmesine neden olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Doğu Türkistan (Sincan) konusunda Çin ile zaman zaman gerilim yaşasa da, Tibet sorununa genellikle doğrudan müdahil değildir. Ancak Cenevre’deki olay, Türkiye’nin insan hakları konusundaki tutarlılığını test edebilir. Türk kamuoyunda, Çin’in hem Uygur hem de Tibet politikalarına yönelik eleştiriler artarken, hükümetin ekonomik ilişkileri tehlikeye atmamak adına temkinli bir diplomasi izlemesi bekleniyor. Bu olay, Türkiye’nin BM nezdindeki insan hakları oylamalarında nasıl bir pozisyon alacağı konusunda da ipucu verebilir. Bölgesel düzeyde, Tibet’teki istikrarsızlığın Orta Asya’daki Türk devletlerini de etkilemesi olası; çünkü Çin’in asimilasyon politikaları, bölgedeki etnik dengeleri bozma potansiyeli taşıyor.