Birleşmiş Milletler (BM), İsrail ordusunun Lübnan'ın güney ve doğu bölgelerinde yayınladığı zorunlu tahliye emirlerinin uluslararası hukuka uygunluğunu sorgularken, bu emirlerin sivil halk için neredeyse imkânsız koşullar yarattığını açıkladı. BM Sözcüsü Stéphane Dujarric, günlük basın toplantısında, İsrail'in Lübnan sınırındaki çatışmaların ardından geniş bir alanı kapsayan tahliye çağrılarının, yerinden edilmiş siviller için ciddi güvenlik riskleri oluşturduğunu vurguladı. Dujarric, "Bu kadar geniş bir alanı boşaltmak fiilen mümkün değil. İnsanların nereye gideceği, nasıl güvende kalacağı belli değil" ifadelerini kullandı.
Gelişmenin arka planı
İsrail ordusu, Hizbullah ile devam eden çatışmalar kapsamında Lübnan'ın güneyindeki birçok köy ve kasabada yaşayan sivil halka tahliye emri verdi. Bu emirler, özellikle Litani Nehri'nin güneyinde kalan bölgeleri ve doğuda Bekaa Vadisi'nin bazı kısımlarını kapsıyor. BM verilerine göre, çatışmaların başlamasından bu yana Lübnan'da 1,2 milyondan fazla kişi yerinden oldu. Zorunlu tahliye emirleri, sivillerin evlerini terk etmeye zorlanması ve bunun sonucunda ortaya çıkan insani kriz, uluslararası toplumun tepkisini çekiyor.
BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), Lübnan'daki durumun "felaket boyutlara" ulaştığını belirterek, sivillerin güvenli bir şekilde tahliye edilmesi için net bir planın bulunmadığını ifade etti. OCHA sözcüsü Jens Laerke, "Bazı bölgelerde evlerini terk edenler, başka bir çatışma bölgesine sığınmak zorunda kalıyor. Bu, koruma yükümlülüklerinin açık bir ihlalidir" dedi. İsrail ise tahliye emirlerinin sivil kayıpları önlemek için gerekli olduğunu savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, İsrail-Hizbullah çatışmasının bölgesel yansımalarının derinleştiği bir dönemde yaşanıyor. BM Güvenlik Konseyi, geçtiğimiz haftalarda yaptığı toplantılarda ateşkes çağrısında bulunsa da, İsrail ve Hizbullah arasında kalıcı bir çözüm sağlanamadı. ABD ve Fransa'nın arabuluculuk çabaları şu ana kadar sonuçsuz kaldı. İsrail'in tahliye emirleri, uluslararası insancıl hukukun temel ilkelerini ihlal ediyor olabileceği gerekçesiyle Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından da inceleniyor. UCM Başsavcısı Karim Khan, daha önce İsrail ve Hamas yetkilileri hakkında savaş suçu soruşturması başlatmıştı.
Öte yandan, Lübnan'daki insani kriz, komşu ülkeleri de etkiliyor. Suriye'ye kaçan Lübnanlı sayısı 100 bini aşarken, Kıbrıs da deniz yoluyla gelen göç dalgasıyla karşı karşıya. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), bölgedeki ülkelerin uluslararası destek olmadan bu yükü kaldıramayacağı uyarısında bulundu. Uzmanlar, İsrail'in tahliye emirlerinin, savaşın uzaması halinde daha büyük bir insani felakete yol açabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve güvenlik politikaları açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, Lübnan'daki insani krize doğrudan müdahil olamasa da, BM ve İİT gibi platformlarda sivillerin korunması için diplomatik girişimlerini sürdürüyor. Özellikle Suriye sınırındaki mülteci akını riski, Türkiye'nin güney sınırında yeni bir kriz potansiyeli taşıyor. Ayrıca, İsrail-Hizbullah çatışmasının Doğu Akdeniz enerji güvenliğine etkisi, Türkiye'nin Kıbrıs ve deniz yetki alanları politikalarını da doğrudan ilgilendiriyor. Ankara, bölgede gerilimin düşürülmesi ve ateşkes sağlanması için yoğun diplomatik çaba yürütüyor.