Birleşmiş Milletler (BM), işgal altındaki Batı Şeria'da Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırılarının bu yıl itibarıyla 1000'i aştığını duyurdu. BM İnsan Hakları Ofisi'nin (OHCHR) yayımladığı raporda, 2024 yılının ilk dokuz ayında 1.020'den fazla yerleşimci saldırısı kaydedildiği belirtildi. Bu rakam, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 40'lık bir artışı temsil ediyor. Saldırılar, Filistinlilere ait evlerin, tarım arazilerinin ve araçların tahrip edilmesinden, fiziksel saldırılara ve hatta ölümle sonuçlanan şiddet olaylarına kadar uzanıyor. BM yetkilileri, bu durumun uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu ve İsrail'in yerleşimci şiddetini önlemek için yeterli adım atmadığını vurguluyor.
Gelişmenin Arka Planı
Batı Şeria, 1967'den bu yana İsrail işgali altında bulunuyor. Uluslararası toplum, buradaki Yahudi yerleşimlerini yasa dışı kabul ediyor. Ancak İsrail hükümeti, özellikle aşırı sağcı koalisyon ortaklarının etkisiyle, yerleşim faaliyetlerini sürekli olarak genişletiyor. Son yıllarda yerleşimci şiddetinde ciddi bir artış yaşanıyor. BM verilerine göre, 2023 yılında Batı Şeria'da 1.300'den fazla yerleşimci saldırısı kaydedilmişti. 2024 yılındaki artış, Gazze savaşının başlamasıyla daha da hızlandı. Savaşın ardından Batı Şeria'da gerilim tırmanırken, yerleşimciler Filistinli topluluklara yönelik saldırılarını artırdı. Özellikle Nablus, Ramallah ve El-Halil gibi şehirlerin kırsal bölgelerinde çatışmalar yoğunlaştı. İnsan hakları örgütleri, İsrail askerlerinin çoğu zaman bu saldırılara müdahale etmediğini, hatta bazı durumlarda yerleşimcileri koruduğunu iddia ediyor.
Raporda dikkat çeken bir diğer nokta ise saldırıların organize bir şekilde gerçekleştirilmesi. Yerleşimciler, genellikle gruplar halinde hareket ediyor ve sosyal medya üzerinden koordinasyon sağlıyor. Saldırıların hedefinde çoğunlukla Filistinli çobanlar, çiftçiler ve zeytinlik alanları bulunuyor. BM, bu saldırıların Filistinlilerin temel haklarını ihlal ettiğini ve bölgede barış çabalarını baltaladığını belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yerleşimci şiddetindeki artış, sadece Batı Şeria'da bir insani krizi derinleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. Filistin Yönetimi, bu saldırıların İsrail'in bir “etnik temizlik” stratejisinin parçası olduğunu öne sürüyor. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve ABD gibi uluslararası aktörler, İsrail'e yerleşimci şiddetini durdurması için çağrıda bulunuyor. Ancak İsrail hükümeti, bu çağrılara rağmen somut adımlar atmaktan kaçınıyor. Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun aşırı sağcı üyeleri, yerleşimleri desteklemekle kalmıyor, aynı zamanda yerleşimcilere silah dağıtılmasını savunuyor.
Küresel düzeyde, bu gelişmeler İsrail-Filistin çatışmasının çözümünü daha da zorlaştırıyor. Uluslararası toplum, iki devletli çözümü savunsa da yerleşimlerin genişlemesi, bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını fiilen imkansız hale getiriyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, yerleşimci şiddetinin “kabul edilemez” olduğunu ve uluslararası hukukun ihlali anlamına geldiğini vurguladı. ABD Dışişleri Bakanlığı ise İsrail'i bu saldırıları soruşturmaya ve failleri adalete teslim etmeye çağırdı. Ancak Biden yönetimi, İsrail'e yaptırım uygulamak konusunda isteksiz davranıyor. Bu durum, uluslararası toplumun çifte standart eleştirilerini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Batı Şeria'da artan yerleşimci şiddeti, Türkiye'nin geleneksel olarak Filistin davasına verdiği desteği daha da güçlendiriyor. Ankara, bu saldırıları kınarken, BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi platformlarda Filistin yönetimiyle koordinasyonunu artırma eğiliminde. Türkiye, özellikle Gazze savaşı sonrasında bölgesel bir arabulucu rolü üstlenme çabasında. Batı Şeria'daki gelişmeler, Türkiye'nin bu rolünü sürdürmesini ve uluslararası kamuoyunda Filistin lehine daha aktif bir diplomasi yürütmesini gerektiriyor. Ayrıca, İsrail'le son dönemde yaşanan tansiyonun yüksek olduğu bir dönemde, bu tür gelişmeler ikili ilişkileri daha da zorlayabilir. Türkiye’nin bu konuda atacağı adımlar, hem iç kamuoyunda hem de İslam dünyasında meşruiyet kazanması açısından önem taşıyor.