Birleşmiş Milletler (BM), ülkelerin mevcut iklim taahhütlerinin, küresel ısınmayı güvenli sınırlar içinde tutmak için gereken emisyon azaltım miktarının yalnızca onda birini karşıladığını duyurdu. BM raporuna göre, dünya sanayi öncesi döneme kıyasla yaklaşık 1,4°C ısınmış durumda ve mevcut politikalar bu eğilimi tersine çevirmekte yetersiz kalıyor. Açıklama, iklim krizine karşı küresel çabaların acilen artırılması gerektiğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Taahhütler ile Bilimsel Gerçekler Arasındaki Uçurum
BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) tarafından yayımlanan son değerlendirme, ülkelerin sunduğu Ulusal Katkı Beyanları'nın (NDC) toplam etkisinin, Paris Anlaşması'nın 1,5°C hedefiyle uyumlu olmadığını ortaya koyuyor. Bilim insanları, küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlamak için 2030 yılına kadar emisyonların 2019 seviyelerine göre yüzde 43 oranında azaltılması gerektiğini vurguluyor. Ancak mevcut taahhütler, bu hedefin çok altında kalıyor ve yalnızca yüzde 5-10 civarında bir azaltım öngörüyor. Raporda, taahhütlerin tam olarak uygulanması durumunda bile sıcaklık artışının yüzyıl sonunda 2,5-2,9°C'ye ulaşabileceği belirtiliyor. Bu, gezegen için yıkıcı sonuçlar doğuracak bir seviye olarak değerlendiriliyor.
BM yetkilileri, mevcut taahhütlerin yetersizliğinin yanı sıra, ülkelerin bu taahhütleri hayata geçirme konusundaki isteksizliğine de dikkat çekiyor. Özellikle büyük emisyon salımı yapan ülkelerin (Çin, ABD, Hindistan, AB ülkeleri) daha iddialı hedefler belirlemesi ve fosil yakıtlardan hızla çıkması gerekiyor. Ancak son dönemde yaşanan enerji krizi ve ekonomik zorluklar, birçok ülkenin iklim politikalarını gevşetmesine yol açtı. Uzmanlar, COVID-19 pandemisi sonrası ekonomik toparlanma sürecinde yeşil yatırımların artırılması çağrısını yineliyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İklim değişikliğinin etkileri zaten dünya genelinde hissediliyor. Son yıllarda artan sıcak hava dalgaları, orman yangınları, sel ve kuraklık gibi aşırı hava olayları, milyonlarca insanı olumsuz etkiliyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, iklim değişikliğinin sonuçlarına karşı daha savunmasız durumda. BM raporu, iklim adaptasyonu için ayrılan fonların da yetersiz olduğunu ve gelişmiş ülkelerin taahhüt ettiği yıllık 100 milyar dolarlık yardımın henüz tam olarak sağlanamadığını hatırlatıyor. Bu durum, iklim adaleti tartışmalarını da derinleştiriyor.
Öte yandan, yenilenebilir enerji teknolojilerindeki hızlı gelişmeler ve maliyet düşüşleri umut verici. Güneş ve rüzgar enerjisi kurulumları rekor seviyelere ulaşmış durumda. Ancak bu olumlu gelişmelere rağmen, kömür ve doğalgaz gibi fosil yakıtların kullanımı hala yaygın. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), yenilenebilir enerjiye yapılan yatırımların fosil yakıt yatırımlarını geçtiğini ancak bunun yeterli olmadığını belirtiyor. Emisyonların azaltılması için daha fazla politika desteği ve uluslararası işbirliği şart.
Kasım ayında yapılacak olan BM İklim Değişikliği Konferansı (COP29) öncesinde bu rapor, ülkelerin taahhütlerini güncellemeleri için bir uyarı niteliğinde. Konferansta, iklim finansmanı, emisyon ticaret sistemleri ve adaptasyon konularında önemli kararlar alınması bekleniyor. Ancak ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar ve jeopolitik gerilimler, müzakereleri zorlaştırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
BM raporu, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu ülkelerin iklim taahhütlerini gözden geçirmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Türkiye, Paris Anlaşması'nı 2021'de onaylayarak 2053 net sıfır emisyon hedefini açıklamıştı. Ancak mevcut politikalar ve emisyon artış hızı, bu hedefe ulaşmayı zorlaştırıyor. Yenilenebilir enerji potansiyeline rağmen kömür kullanımının sürmesi ve yeni fosil yakıt arayışları, uluslararası alanda eleştiriliyor. Türkiye, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek Akdeniz havzasında yer alıyor; kuraklık, sıcak hava dalgaları ve su kaynaklarının azalması gibi risklerle karşı karşıya. Dış politikada ise iklim finansmanı ve yeşil mutabakat süreçlerine uyum, AB ile ilişkilerde önemli bir başlık haline gelmiş durumda. Türkiye'nin 2030 için daha iddialı bir emisyon azaltım hedefi belirlemesi ve yeşil enerji yatırımlarını hızlandırması, hem küresel iklim çabalarına katkı hem de ekonomik rekabet gücü açısından kritik.