Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda görüşülecek olan Uluslararası Adalet Divanı (UAD) izleme kararı, ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadeledeki liderliklerinin bir sınavı olarak görülüyor. Karar, büyük sera gazı emisyonu yapan ülkelerin itirazlarına rağmen, kabul edilmesi halinde iklim eylemi ve hukukun üstünlüğüne bağlılık konusunda güçlü bir mesaj gönderecek.
Gelişmenin Arka Planı
İklim değişikliğiyle ilgili yasal yükümlülüklerin netleştirilmesi amacıyla Vanuatu öncülüğünde başlatılan girişim, Mart 2023'te BM Genel Kurulu'nda kabul edilmiş ve UAD'den iklim değişikliği konusunda danışma görüşü istemesi kararlaştırılmıştı. Şimdi ise bu sürecin takibi için yeni bir karar tasarısı gündemde. Tasarı, ülkeleri UAD'nin vereceği danışma görüşünü dikkate almaya ve iklim politikalarını buna göre şekillendirmeye teşvik ediyor. Ancak bazı büyük emisyon sahibi ülkeler, kararın bağlayıcı olabileceği endişesiyle sürece karşı çıkıyor. Çin ve Hindistan başta olmak üzere birçok ülke, iklim eylemlerinin ulusal egemenlikleri kapsamında olduğunu vurgulayarak kararın yumuşatılmasını talep ediyor. ABD ise henüz net bir pozisyon belirlemiş değil.
UAD'nin danışma görüşü, iklim değişikliğinin devletlerin uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl etkilediğine dair hukuki bir çerçeve sunacak. Bu görüş, özellikle küçük ada devletleri ve iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeler için önem taşıyor. Zira bu ülkeler, büyük emisyon sahiplerinin iklim krizindeki sorumluluğunun hukuki olarak tescil edilmesini istiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kararın kabulü, küresel iklim diplomasisinde yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. UAD'nin danışma görüşü, ulusal mahkemelerde iklim davalarına emsal teşkil edebilecek nitelikte. Özellikle Avrupa'da iklim aktivistlerinin hükümetlere karşı açtığı davalar artarken, UAD görüşü bu davalarda önemli bir referans noktası haline gelecektir. Öte yandan, gelişmekte olan ülkeler ile gelişmiş ülkeler arasındaki iklim finansmanı ve sorumluluk paylaşımı tartışmaları da bu süreçle birlikte yeniden alevlenebilir. Gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden sorumlu olduğu argümanı, UAD görüşüyle hukuki bir temel kazanabilir.
Bölgesel olarak, Ortadoğu ve Afrika'da iklim değişikliğinin etkileri zaten ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Su kıtlığı, kuraklık ve sıcak hava dalgaları bu bölgeleri etkilerken, UAD kararı bu ülkelerin ellerini güçlendirebilir. Ancak petrol zengini Körfez ülkeleri ve Rusya gibi fosil yakıt ihracatçıları, kararın kendi ekonomileri üzerinde yaratacağı baskıdan endişe duyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadelede son yıllarda önemli adımlar atmış olsa da, hala büyük ölçüde fosil yakıtlara bağımlı bir ekonomiye sahip. UAD kararının bağlayıcılık kazanması durumunda Türkiye'nin emisyon azaltım hedeflerini yeniden gözden geçirmesi gerekebilir. Öte yandan, Türkiye iklim değişikliğinden en çok etkilenecek Akdeniz ülkeleri arasında yer alıyor; kuraklık, orman yangınları ve su kaynaklarının azalması gibi sorunlarla karşı karşıya. Bu bağlamda, Türkiye'nin UAD sürecini desteklemesi, hem uluslararası alanda iklim diplomasisinde daha aktif bir rol üstlenmesi hem de kendi çıkarlarını koruması açısından stratejik bir hamle olabilir. Ancak mevcut hükümetin enerji politikalarında fosil yakıtlara verdiği ağırlık, bu süreçte Türkiye'yi zorlayabilir.