Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, New York’ta düzenlenen BM Genel Kurulu marjında Fransa, Kanada, Birleşik Krallık ve Suudi Arabistan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda, iki devletli çözümün dışında bir seçenek olmadığını bir kez daha vurguladı. Guterres, İsrail-Filistin meselesinde iki devletli paradigmanın tek geçerli yol olduğunu belirtirken, mevcut durumda bir çelişki olduğunu da sözlerine ekledi.
İki Devletli Çözüm ve BM’nin Tutumu
Guterres’in açıklamaları, BM’nin on yıllardır savunduğu iki devletli çözüm politikasının bir yansıması. Ancak İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetlerini sürdürmesi, ABD’nin arabuluculuk rolünü askıya alması ve bölgesel dinamiklerin değişmesi, bu politikayı giderek tartışmalı hale getiriyor. BM’nin dokunulmazlığı, yani uluslararası hukuk çerçevesinde bağlayıcı kararlar alamaması ve yaptırım mekanizmalarını devreye sokamaması, iki devletli çözümün uygulanabilirliğini sorgulatıyor.
Guterres’in konuşmasında bahsettiği çelişki, muhtemelen BM’nin kendi kararları ile üye ülkelerin eylemleri arasındaki uyumsuzluğa işaret ediyor. BM Güvenlik Konseyi’nde İsrail’i eleştiren karar tasarıları sık sık ABD tarafından veto ediliyor. Bu durum, BM’nin iki devletli çözüm konusundaki samimiyetini tartışmaya açıyor. Öte yandan, Filistin’in BM’deki statüsü 2012’de ‘üye olmayan gözlemci devlet’ olarak tanınmış olsa da tam üyelik başvurusu henüz sonuçlanmadı.
Fransa, Kanada, Birleşik Krallık ve Suudi Arabistan’ın toplantıya ev sahipliği yapması, iki devletli çözüme verilen desteğin Batı ve Arap dünyası arasında bir köprü kurma çabası olarak yorumlanabilir. Ancak sahada değişen bir şey yok: İsrail yönetimi, iki devletli çözüme açıkça karşı çıkıyor ve mevcut hükümet, egemenlik iddialarını genişletme yönünde adımlar atıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İki devletli çözümün canlandırılması çağrıları, Orta Doğu’da artan gerilim ortamında yapılıyor. Gazze’deki insani kriz, Lübnan sınırındaki çatışmalar ve İran’ın nükleer programı, bölgesel istikrarı tehdit ediyor. BM’nin bu denklemde oynadığı rol, genellikle insani yardım ve diplomatik çağrılarla sınırlı kalıyor. Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinin çıkar çatışmaları, etkili bir müdahaleyi engelliyor.
Guterres’in ‘başka seçenek yok’ söylemi, aslında bir çaresizliği de yansıtıyor. Zira iki devletli çözüm, uluslararası toplumun geniş kabulüne rağmen, taraflar arasında müzakere masasına dönüş için gereken güven ortamı bir türlü sağlanamıyor. BM’nin dokunulmazlığı, yani tarafsız bir arabulucu olarak hareket edememesi, bu güveni daha da zedeliyor. ABD’nin İsrail’e verdiği koşulsuz destek, BM’nin etkinliğini kısıtlıyor.
Öte yandan, Avrupa ülkeleri ve Suudi Arabistan’ın inisiyatifi, BM çatısı altında yeni bir diplomasi kanalı açma girişimi olarak görülebilir. Ancak bu tür toplantılar, somut adımlar atmadığı sürece sembolik kalmaya mahkum. Filistin yönetimi, BM’den daha fazlasını bekliyor: tam üyelik ve İsrail’e yaptırım. İsrail ise BM’yi önyargılı olmakla suçluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iki devletli çözümü uzun süredir destekliyor ve Filistin davasını uluslararası platformlarda savunuyor. BM’nin etkisizliği, Türkiye’nin bölgesel inisiyatif almasını zorunlu kılıyor. Ankara, hem İsrail hem de Filistin ile diyalog kanallarını açık tutarak arabuluculuk rolü üstlenebilir. Ayrıca, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki güç dengeleri açısından, BM’nin dokunulmazlığı Türkiye’nin manevra alanını genişletiyor; zira BM kararlarının bağlayıcılığı olmadığında, bölgesel aktörler kendi politikalarını daha rahat uygulayabiliyor. Türkiye’nin Filistin’e verdiği destek, İslam dünyasındaki liderlik iddiasını da güçlendiriyor.