Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Kıbrıs'ta barış görüşmelerini canlandırmak amacıyla adaya geldi ve yaptığı açıklamada, barışın ancak Kıbrıslıların kendi liderleri aracılığıyla inşa edilebileceğini, BM'nin barışı dayatamayacağını vurguladı. Guterres'in ziyareti, 2017'de Crans-Montana'da kesintiye uğrayan müzakerelerin yeniden başlatılmasına yönelik uluslararası çabaların kritik bir aşamasında gerçekleşiyor. Ada, 1974'ten bu yana Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler arasında bölünmüş durumda ve BM Barış Gücü (UNFICYP) 1964'ten bu yana adada görev yapıyor. Guterres'in mesajı, taraflara doğrudan bir çağrı niteliği taşırken, BM'nin arabuluculuk rolünün sınırlarını da hatırlatıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Guterres, Lefkoşa'daki temasları kapsamında Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodulidis ve Kıbrıslı Türk lider Ersin Tatar ile ayrı ayrı bir araya geldi. Görüşmelerin ana gündem maddesini, iki taraf arasındaki güven artırıcı önlemler ve müzakere masasının yeniden kurulması oluşturdu. BM Genel Sekreteri, ayrıca adadaki BM Barış Gücü askerlerini ziyaret ederek, barışı koruma misyonunun önemine dikkat çekti. Guterres yaptığı açıklamada, 'BM barışı dayatamaz. Barışı yalnızca Kıbrıslılar, kendi liderleri aracılığıyla inşa edebilir. Biz süreci kolaylaştırmaya ve taraflara destek olmaya hazırız' ifadelerini kullandı. Bu ifadeler, özellikle Kıbrıslı Türk tarafının egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü talepleri ile Kıbrıslı Rum tarafının federasyon temelli çözüm vizyonu arasındaki derin uçurumu kapatmak için aktif bir BM arabuluculuğu bekleyenlere karşı, sorumluluğun öncelikle taraflarda olduğu mesajını taşıyor.
Kıbrıs sorunu, 1960'lardaki kurucu ortaklık anlaşmasının ardından 1963-74 arasında yaşanan çatışmalar ve 1974'teki Kıbrıs Barış Harekâtı ile bugünkü halini aldı. 2004'te Annan Planı'nın Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmesi, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 Mayıs 2004'te AB'ye tam üye olmasına rağmen, adanın kuzeyinin uluslararası toplum tarafından tanınmaması ve KKTC'nin tanınmaması sorununu derinleştirdi. Bu durum, adada sürekli bir gerilim kaynağı olurken, Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon kaynaklarına ilişkin yetki anlaşmazlıkları ve Türkiye'nin Kıbrıslı Türklerin güvenliğini garanti altına alma politikası, bölgesel istikrarı etkilemeye devam ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü, Doğu Akdeniz'deki enerji jeopolitiğini doğrudan etkiliyor. Ada çevresindeki deniz yetki alanlarının belirsizliği, Türkiye ile Yunanistan arasında zaman zaman askeri gerilimlere yol açarken, bölgedeki doğalgaz rezervlerinin işletilmesi konusunda da anlaşmazlıklar yaşanıyor. Guterres'in ziyareti, bu bağlamda sadece Kıbrıs'ın iç meselesi değil, aynı zamanda Avrupa Birliği ve NATO üyesi iki ülke arasındaki ilişkilerin normale dönmesi açısından da kritik bir önem taşıyor. Avrupa Birliği, Kıbrıs'ı üye olarak kabul ederken, uluslararası toplum Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu sona erdirmek için adımlar atmış değil. Bu durum, Brüksel ile Ankara arasında da bir anlaşmazlık konusu olmaya devam ediyor.
BM'nin tutumu, uluslararası hukuk ve BM parametreleri çerçevesinde iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon kurulması yönünde. Ancak son yıllarda Kıbrıslı Türklerin talepleri değişti ve artık iki ayrı devletin egemen eşitliği temelinde bir çözüm öneriyorlar. Bu durum, BM'nin geleneksel çerçevesiyle uyumlu görünmüyor. Guterres'in 'barışı sadece Kıbrıslılar inşa edebilir' sözü, bu çerçevede aslında tarafların uzlaşması için daha fazla esneklik göstermesi gerektiği anlamına geliyor. Adadaki müzakerelerin yeniden başlaması, Yunanistan ve Türkiye arasındaki diyaloğun da önünü açabilir. Özellikle son dönemde Türk-Yunan ilişkilerindeki yumuşama ve Ege'deki olumlu gündem, Kıbrıs'ta da benzer bir atmosferin yaratılması için bir fırsat penceresi oluşturabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Kıbrıs politikası açısından yakından izleniyor. Ankara, Kıbrıslı Türklerin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statü taleplerini desteklerken, iki devletli çözüm önerisini savunuyor. Türkiye, BM Genel Sekreteri'nin ziyaretini, Kıbrıs konusundaki tezlerini uluslararası platformda dile getirme imkânı olarak görüyor. Guterres'in 'barışı dayatamayız' mesajı, Ankara tarafından Türkiye'nin Kıbrıs'taki garantörlük rolünün önemini teyit eden bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Öte yandan, Türkiye, BM parametreleri çerçevesinde kalıcı bir çözümün ancak Kıbrıslı Türklerin güvenlik ve siyasi eşitlik taleplerinin karşılanmasıyla mümkün olacağını savunuyor. Bu ziyaret, Türk-Yunan diyaloğunun olumlu seyrine katkı sağlayabilir ve Doğu Akdeniz'deki gerilimin azalmasına yönelik bir adım olabilir.