Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP), güçlü bir El Niño hava olayının önümüzdeki aylarda dünya genelinde 49 milyon kişiyi daha açlık sınırına itebileceği uyarısında bulundu. Örgütün yayımladığı yeni rapora göre, küresel akut gıda güvensizliğinin 45 ülkede 274 milyon kişiye ulaşması bekleniyor. Bu rakam, geçen yılın aynı dönemine kıyasla 20 milyon kişilik bir artışa işaret ediyor. El Niño'nun tetiklediği kuraklık, sel ve aşırı sıcaklıklar, özellikle Afrika Boynuzu, Orta Amerika ve Asya-Pasifik bölgelerindeki tarımsal üretimi vurarak gıda fiyatlarını yükseltiyor ve milyonlarca insanın temel gıdaya erişimini zorlaştırıyor.
El Niño'nun küresel gıda güvenliğine etkisi
El Niño, Pasifik Okyanusu'nun ekvatoral bölgesindeki deniz suyu sıcaklıklarının ortalamanın üzerine çıkmasıyla ortaya çıkan doğal bir iklim döngüsü. Bu olay, dünya genelinde hava düzenlerini bozarak bazı bölgelerde şiddetli kuraklıklara, bazılarında ise aşırı yağış ve sellere yol açıyor. WFP'nin raporu, 2015-2016'da yaşanan ve milyonlarca kişiyi etkileyen güçlü El Niño'nun ardından şimdi daha geniş çaplı bir krizle karşı karşıya olunduğunu vurguluyor. Özellikle Etiyopya, Kenya, Somali, Sudan, Afganistan ve Myanmar gibi kırılgan ülkelerde gıda güvensizliği kritik seviyelere ulaşmış durumda. Bu ülkelerde çatışmalar, ekonomik çöküş ve iklim şokları, insani yardım çabalarını daha da karmaşık hale getiriyor.
WFP, acil durum fonlarının yetersiz kaldığını ve müdahale kapasitesinin sınırlı olduğunu belirtiyor. Örgüt, sadece gıda yardımı değil, aynı zamanda uzun vadeli dayanıklılık programları için de kaynak ihtiyacı olduğunu ifade ediyor. Raporda, ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlaması ve kırılgan toplulukların dirençlerini artırması gerektiği vurgulanıyor. Gıda fiyatlarındaki artış, dünya genelinde enflasyonu körükleyerek ekonomik istikrarı tehdit ediyor ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde toplumsal huzursuzluklara zemin hazırlayabilir.
Bölgesel ve küresel boyutlar
El Niño'nun etkileri bölgesel olarak farklılık gösteriyor. Güney Afrika'da kuraklık, mısır üretimini ciddi şekilde azaltırken, Latin Amerika'da And Dağları'nda eriyen buzullar su kaynaklarını tehdit ediyor. Güneydoğu Asya'da ise kuraklık, pirinç üretimini olumsuz etkiliyor ve bölgedeki gıda arzını tehlikeye atıyor. Özellikle Endonezya, Filipinler ve Vietnam gibi ülkelerde risk yüksek. Bu durum, küresel gıda tedarik zincirlerini de etkileyerek buğday, mısır ve pirinç fiyatlarının yükselmesine neden oluyor. Ayrıca, El Niño kaynaklı aşırı hava olayları, göç hareketlerini tetikleyerek bölgesel istikrarsızlığı artırabilir.
Uzmanlar, El Niño'nun yanı sıra iklim değişikliğinin de bu tür aşırı hava olaylarının sıklığını ve şiddetini artırdığına dikkat çekiyor. Küresel sıcaklık rekorlarının kırıldığı 2023 yazının ardından, 2024'ün daha da sıcak geçmesi bekleniyor. Bu durum, gıda güvenliğinin yanı sıra su kaynakları, sağlık ve enerji sektörleri üzerinde de baskı oluşturuyor. Küresel toplum, Paris İklim Anlaşması hedeflerine ulaşmak için daha kararlı adımlar atmazsa, gelecekte çok daha büyük krizlerle karşı karşıya kalabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, gıda üretiminde büyük ölçüde kendi kendine yeten bir ülke olsa da, küresel gıda fiyatlarındaki artış ve arz zincirlerindeki aksaklıklar iç piyasayı etkileyebilir. Özellikle buğday, ayçiçeği ve bakliyat ithalatında dışa bağımlılık, Türkiye'yi küresel fiyat dalgalanmalarına karşı hassas hale getiriyor. Ayrıca, Suriye, Irak ve Afrika'daki insani krizler, Türkiye'nin insani yardım politikasını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, bu tür krizlerde bölgesel bir aktör olarak önemli bir rol oynuyor; ancak artan ihtiyaçlar karşısında uluslararası toplumun daha etkili iş birliği yapması gerekiyor. Uzun vadede Türkiye'nin, iklim değişikliğinin tarım üzerindeki etkilerine karşı dayanıklılığını artırması ve su kaynaklarını verimli kullanması büyük önem taşıyor.