Dünya liderleri, Birleşmiş Milletler'in 2022 yılında kabul ettiği ve 2030 yılına kadar doğa kaybını durdurmayı ve tersine çevirmeyi amaçlayan 23 hedefli doğa anlaşmasının hedeflerine ulaşamaması nedeniyle "rotayı düzeltmeye" çağrıldı. Bu çağrı, biyolojik çeşitlilik kaybının hız kesmeden devam ettiği ve ülkelerin taahhütlerini yerine getirmede yetersiz kaldığı bir dönemde geldi.
Doğa Anlaşmasının Arka Planı ve Hedefler
2022 yılında kabul edilen anlaşma, 2030 yılına kadar doğa kaybını durdurmayı ve tersine çevirmeyi amaçlayan 23 hedef belirledi. Bu hedefler arasında karasal ve denizel alanların en az %30'unun koruma altına alınması, yok olma tehlikesi altındaki türlerin korunması, sürdürülebilir tarım ve balıkçılık uygulamalarının yaygınlaştırılması ve doğa dostu politikaların teşvik edilmesi yer alıyor. Ancak son değerlendirmeler, hedeflerin büyük bir kısmında ilerlemenin yetersiz olduğunu gösteriyor.
Anlaşmanın en önemli ayaklarından biri olan 30x30 hedefi, yani kara ve denizlerin %30'unun korunması, şu ana kadar sadece %17 karasal ve %8 denizel alanda koruma sağlanabildi. Bu, hedeflenenin oldukça gerisinde. Ayrıca, birçok ülke ulusal biyolojik çeşitlilik stratejilerini ve eylem planlarını henüz güncellemedi veya uygulamaya koymadı.
Uzmanlar, doğa kaybının sadece ekosistemler için değil, aynı zamanda insan sağlığı, gıda güvenliği ve ekonomi için de ciddi tehdit oluşturduğunu vurguluyor. Dünya Ekonomik Forumu'na göre, küresel GSYH'nin yarısından fazlası doğaya bağımlı. Bu nedenle doğa kaybının durdurulması, sürdürülebilir kalkınmanın da temelini oluşturuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
BM Doğa Anlaşması, 196 ülke tarafından kabul edilmiş olmasına rağmen, uygulama konusunda ciddi farklılıklar bulunuyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, finansal ve teknik destek eksikliği nedeniyle hedeflere ulaşmakta zorlanıyor. Gelişmiş ülkeler ise taahhüt ettikleri mali yardımları henüz tam olarak yerine getirmedi. Bu durum, küresel bir dayanışma ihtiyacını gözler önüne seriyor.
Asya-Pasifik bölgesi, dünyanın en zengin biyolojik çeşitliliğine ev sahipliği yaparken, aynı zamanda hızlı ekonomik büyüme ve altyapı projeleri nedeniyle doğa üzerindeki baskının en yoğun olduğu bölgelerden biri. Bölge ülkeleri, ormansızlaşma, deniz kirliliği ve yasadışı avlanma gibi sorunlarla mücadele ediyor. Bu nedenle, BM'nin çağrısı Asya için ayrı bir önem taşıyor.
Öte yandan, iklim değişikliğiyle mücadele ve biyolojik çeşitlilik kaybı birbirini besleyen krizler olarak görülüyor. Ormanların korunması, hem karbon yutaklarının korunması hem de türlerin yaşam alanlarının sürdürülmesi açısından kritik. Ancak son veriler, küresel orman kaybının son on yılda azalmadığını, aksine arttığını gösteriyor.
BM yetkilileri, 2024 yılında yapılacak olan Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi Taraflar Konferansı'nda (COP16) ülkelerin taahhütlerini güçlendirmesi ve somut adımlar atması gerektiğini belirtiyor. Aksi takdirde, 2030 hedeflerine ulaşmak imkansız hale gelebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, biyolojik çeşitlilik açısından Avrupa'nın en zengin ülkelerinden biri olmasına rağmen, doğa koruma konusunda çeşitli zorluklarla karşı karşıya. Ülke, BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'ne taraf ve 2022 doğa anlaşmasını da imzaladı. Ancak, son yıllarda artan kentsel dönüşüm projeleri, enerji santralleri ve turizm yatırımları, doğal alanlar üzerindeki baskıyı artırıyor. Türkiye'nin 2030 hedeflerine ulaşmak için koruma alanlarını genişletmesi, sürdürülebilir arazi kullanımını teşvik etmesi ve yerel toplulukları sürece dahil etmesi gerekiyor. Ayrıca, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında ormanların korunması ve yenilenebilir enerjiye geçiş, hem doğa hem de ekonomi için kritik. Bu gelişme, Türkiye'nin çevre politikalarını gözden geçirmesi ve uluslararası taahhütlerini yerine getirmesi için bir fırsat olarak görülebilir.