Birleşmiş Milletler'in nükleer gözlemci kurumu Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), İran'ın nükleer programının durumunun belirsizliğini koruduğunu ve Tahran yönetiminin denetçilere erişim izni vermemesinin acil bir endişe kaynağı olduğunu bildirdi. Savaşın gölgesinde geçen süreçte, IAEA'nın iç raporuna göre İran'ın işbirliği yapmaması, programın barışçıl amaçlı olduğu yönündeki güvenceleri zedeliyor.
IAEA Raporu ve Erişim Sorunu
Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgilere göre, IAEA Genel Direktörü Rafael Grossi'nin imzasını taşıyan son aylık raporda, İran'ın nükleer tesislerindeki denetim faaliyetlerine yönelik kısıtlamaların sürdüğü vurgulandı. Raporda, İran'ın yeni santrifüjlerin kurulumu ve uranyum zenginleştirme kapasitesine ilişkin sorulara yanıt vermediği, ayrıca bazı bölgelere erişimin engellendiği kaydedildi. Bu durum, ajansın İran'ın nükleer faaliyetlerinin tamamen barışçıl olduğunu doğrulama yeteneğini ciddi şekilde sınırlandırıyor.
IAEA'nın son raporu, İran'ın 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) çerçevesindeki taahhütlerinden bu yana ne kadar uzaklaştığını bir kez daha gözler önüne seriyor. İran, 2019'dan itibaren anlaşmadaki yükümlülüklerini kademeli olarak askıya almış, uranyum zenginleştirme seviyesini %60'a kadar çıkarmıştı. Raporda, İran'ın stokladığı yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum miktarının da belirsizliğini koruduğu, ancak bu miktarın birkaç nükleer silah üretmeye yetebilecek düzeyde olduğu tahmin ediliyor.
Grossi, daha önce yaptığı açıklamalarda, İran ile müzakerelerin devam ettiğini ancak somut ilerleme kaydedilemediğini ifade etmişti. Ajansın son raporu, İran'ın denetçilere yönelik kısıtlamalarını sürdürmesi durumunda, uluslararası toplumun İran'ın nükleer programına ilişkin güvenilir bir değerlendirme yapamayacağı uyarısını içeriyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İran'ın nükleer programı, Orta Doğu'da uzun süredir devam eden bir gerilim kaynağı olmayı sürdürüyor. Özellikle İsrail, İran'ın nükleer tesislerine yönelik askeri seçenekleri defalarca gündeme getirmiş durumda. Son dönemde İran'a yönelik suikast ve sabotaj eylemleri, taraflar arasındaki gerilimi daha da artırdı. ABD'nin yeni yönetimi ise İran ile diplomasi kanallarını yeniden açma sinyali verse de, Tahran yönetiminin uluslararası taleplere yanıt vermemesi, diplomatik çabaların önündeki en büyük engel olarak görülüyor.
Raporda ayrıca, İran'ın uranyum zenginleştirme kapasitesinin artırılması ve gelişmiş santrifüjlerin kullanımı gibi konulara da dikkat çekiliyor. Batılı ülkeler, İran'ın bu adımlarının nükleer silah üretme kapasitesine ulaşma yolunda önemli bir ilerleme anlamına geldiğini belirtiyor. İran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu ve enerji ihtiyaçlarını karşılamayı hedeflediğini savunuyor. Ancak uluslararası toplum, İran'ın şeffaflık konusundaki isteksizliğinin güven verici olmadığını dile getiriyor.
Bu belirsizlik ortamı, Orta Doğu'da bir nükleer silahlanma yarışını tetikleme potansiyeli taşıyor. Suudi Arabistan başta olmak üzere bazı bölge ülkeleri, İran'ın nükleer programı ilerledikçe kendi nükleer enerji programlarını geliştirme sinyalleri veriyor. Uzmanlar, bu gelişmelerin bölgedeki güç dengelerini değiştirebileceği ve ciddi bir güvenlik krizine yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın nükleer programındaki bu belirsizlik, Türkiye'nin güvenlik çıkarakları açısından doğrudan önem taşıyor. Türkiye, komşusu İran'ın nükleer faaliyetlerinin barışçıl kalmasını savunuyor ve bölgede bir nükleer silahlanma yarışının tetiklenmesini istemiyor. Bu nedenle, IAEA'nın denetimlerinin tam kapsamlı şekilde sürmesi ve İran'ın uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmesi Ankara'nın tercihi. Ayrıca, İran'a yönelik olası bir askeri müdahale, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek bir gelişme olurdu. Bu nedenle Türk hükümeti, diplomasi ve diyalog kanallarının açık tutulması çağrısında bulunurken, bölgede gerginliği artıracak adımlardan kaçınılmasını bekliyor. Uluslararası toplumun İran ile kuracağı dengeli bir ilişki, Türkiye açısından istikrarın korunması açısından kritik.