Birleşmiş Milletler Cuma günü yayımladığı raporunda, İsrail hükümetinin Ocak 2025'te Batı Şeria'daki üç mülteci kampının tüm sakinlerini zorla yerinden etmesinin insanlığa karşı suç oluşturabileceği uyarısında bulundu. Cenin, Nur Şems ve Tulkarm kamplarından çıkarılan 33 binden fazla Filistinlinin geri dönmesine izin verilmedi. BM, bu eylemin uluslararası hukuk kapsamında ciddi bir ihlal olduğunu ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini vurguladı.
Zorla Yerinden Etme Operasyonunun Ayrıntıları
İsrail güçleri, Ocak 2025'te Batı Şeria'nın kuzeyinde bulunan Cenin, Nur Şems ve Tulkarm mülteci kamplarına geniş kapsamlı bir operasyon düzenledi. Operasyon sırasında kamplarda yaşayan yaklaşık 33 bin Filistinli evlerini terk etmek zorunda kaldı. İsrail yönetimi, operasyonun "terörle mücadele" amacı taşıdığını savunurken, BM raporu bu gerekçeyi ikna edici bulmadı. Raporda, yerinden edilen kişilerin büyük çoğunluğunun kadın, çocuk ve yaşlılardan oluştuğu, zorla tahliyenin ardından evlerine dönmelerine izin verilmediği belirtildi.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından hazırlanan rapor, uluslararası insancıl hukuk ve insan hakları hukuku çerçevesinde kapsamlı bir inceleme sonucu hazırlandı. Rapora göre, kitlesel zorla yerinden etme, kasıtlı olarak sivillere yönelik sistematik bir saldırı niteliği taşıyor ve bu tür eylemler Roma Statüsü'nde tanımlanan insanlığa karşı suçlar kapsamına giriyor. BM yetkilileri, İsrail'in işgal altındaki topraklardaki yükümlülüklerini hatırlatarak, bu tür eylemlerin cezasız kalmaması gerektiğini ifade etti.
Filistinli yetkililer ve insan hakları örgütleri, raporun bulgularını memnuniyetle karşıladı. Ancak uluslararası toplumun somut adım atmaması durumunda raporun kağıt üzerinde kalacağı endişesi dile getiriliyor. İsrail ise raporu reddederek, operasyonların kendi güvenliklerini korumak için gerekli olduğunu öne sürdü. İsrail hükümeti sözcüsü, BM'nin önyargılı davrandığını ve raporun gerçekleri çarpıttığını iddia etti.
Uluslararası Hukuk ve Sorumluluk Tartışmaları
BM raporu, sadece olayın tespitiyle kalmayıp, uluslararası hukuk açısından da önemli tespitler içeriyor. Raporda, zorla yerinden etmenin Cenevre Sözleşmeleri'ne aykırı olduğu ve işgal gücünün sivil nüfusu tehcir etmesinin yasaklandığı hatırlatılıyor. Ayrıca, bu eylemin savaş suçu veya insanlığa karşı suç olarak nitelendirilebileceği belirtiliyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) bu konuda soruşturma başlatması için çağrılar var; ancak İsrail UCM'yi tanımadığı için yargı yetkisi tartışmalı.
Rapor, aynı zamanda bölgedeki insani durumun vahim boyutlara ulaştığını gözler önüne seriyor. Yerinden edilen binlerce insan, çadır kentlerde ve geçici barınaklarda yaşam mücadelesi veriyor. Temiz su, gıda ve sağlık hizmetlerine erişimde ciddi sıkıntılar yaşanıyor. BM, İsrail'e bu kişilerin derhal evlerine dönmesine izin vermesi çağrısında bulundu. Ayrıca, uluslararası toplumun Filistinli mültecilere insani yardım sağlaması ve adaletin sağlanması için baskı yapması gerektiği vurgulandı.
Bu gelişme, Orta Doğu barış sürecine yeni bir darbe vurdu. Batı Şeria'daki gerginlik zaten yüksekken, zorla yerinden etme operasyonu iki devletli çözüm umutlarını daha da zayıflattı. Avrupa Birliği ve bazı Arap ülkeleri raporu endişeyle karşıladığını açıkladı. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, İsrail'i uluslararası hukuka uymaya davet etti. Ancak ABD yönetiminden henüz resmi bir açıklama gelmedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destek ve bölgesel istikrarı önceleyen dış politikası çerçevesinde bu gelişmeyi yakından takip etmektedir. İsrail'in Batı Şeria'daki zorla yerinden etme eylemleri, Türkiye'nin uluslararası platformlarda sıkça dile getirdiği Filistinli mültecilerin haklarının korunması gerekliliğini bir kez daha ortaya koyuyor. Ankara, BM raporunun bulgularını memnuniyetle karşılayabilir ve İsrail'e yönelik uluslararası baskının artırılması çağrısında bulunabilir. Ayrıca, Türkiye bölgede artan insani krize yönelik yardım faaliyetlerini yoğunlaştırabilir. Uzun vadede, bu tür eylemler Türkiye-İsrail ilişkilerini daha da gerilirken, Türkiye'nin Orta Doğu'da arabuluculuk rolünü güçlendirebilir.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
BM raporu, uluslararası toplumun Filistin-İsrail çatışmasına bakışını etkileyebilecek nitelikte. Eğer zorla yerinden etme insanlığa karşı suç olarak kabul edilirse, bu İsrail'e yönelik yaptırım çağrılarını artırabilir. Ancak BM Güvenlik Konseyi'nde veto yetkisine sahip ülkelerin tutumu belirleyici olacak. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin olası bir soruşturması, İsrailli yetkililer için ciddi hukuki sonuçlar doğurabilir. Bu gelişme, aynı zamanda Filistinlilerin uluslararası alanda tanınma çabalarına ivme kazandırabilir. Avrupa ülkeleri ve insan hakları örgütleri, raporu referans alarak İsrail'e yönelik eleştirilerini sertleştirebilir. Orta Doğu'daki dengeler açısından ise, İsrail'in uluslararası meşruiyeti daha da zayıflarken, Arap ülkelerinin Filistin konusundaki ortak tutumu güçlenebilir. Uzun vadede, bu tür eylemler bölgesel barış çabalarını baltalayarak radikal grupların işine yarayabilir.