Bloomberg HT ekranlarında yayınlanan ve Haslinda Amin'in sunduğu Insight programının 4 Haziran 2026 tarihli bölümünde, küresel ekonominin karşı karşıya olduğu temel riskler ve fırsatlar ele alındı. Programda, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz indirim döngüsünün yavaşlaması, Çin'in büyüme hedeflerindeki belirsizlikler ve gelişmekte olan piyasalardaki kırılganlıklar öne çıkan başlıklar oldu. Uzmanlar, 2026 yılının ikinci yarısında küresel büyümenin yüzde 2,5 civarında seyredebileceğini, ancak jeopolitik gerilimlerin bu tahmini aşağı yönlü risklere açık hale getirdiğini vurguladı.
Gelişmenin Arka Planı: Yavaşlayan Büyüme ve Kalıcı Enflasyon
Programın açılışında, küresel ekonominin pandemi sonrası toparlanma sürecinden çıkıp yeni bir denge arayışına girdiği belirtildi. Özellikle gelişmiş ülkelerde enflasyonun yüzde 3 seviyelerinde kalıcı hale gelmesi, merkez bankalarının faiz indirim konusunda temkinli davranmasına neden oluyor. Fed'in bu yıl yalnızca bir kez faiz indirimi yapması beklenirken, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve İngiltere Merkez Bankası'nın da benzer bir ihtiyatlılık sergilediği ifade edildi.
Öte yandan, Çin'in emlak sektöründeki krizin yeni bir dalgası ve ihracata dayalı büyüme modelinin tıkanması, Asya devinin büyüme hedeflerini tehdit ediyor. Programda konuşan analistler, Çin'in 2026 yılı için yüzde 5 olarak açıkladığı büyüme hedefinin gerçekçi olmadığını, bu rakamın yüzde 4'ün altında kalabileceğini öne sürüyor. Bu durum, başta emtia ihracatçısı ülkeler olmak üzere küresel ticaret akışlarını doğrudan etkiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Ticaret Savaşları ve Tedarik Zinciri Dönüşümü
Haslinda Amin'in moderatörlüğünde gerçekleşen tartışmanın bir diğer önemli başlığı, artan ticaret savaşları oldu. ABD ile Çin arasında teknoloji ve yarı iletkenler alanındaki rekabetin yanı sıra, Avrupa Birliği'nin karbon sınır düzenlemesi gibi yeni ticari engellerin küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendirdiği vurgulandı. Programda, üretimin Çin'den Güneydoğu Asya, Hindistan ve Meksika'ya kaydığına dikkat çekildi. Bu dönüşümün orta vadede küresel enflasyon dinamiklerini değiştirebileceği, ancak kısa vadede maliyet artışlarına yol açtığı belirtildi.
Jeopolitik riskler arasında ise Rusya-Ukrayna savaşının 2026 yılına taşınan enerji boyutu ve Orta Doğu'da artan gerginlikler öne çıktı. Uzmanlar, özellikle enerji fiyatlarındaki oynaklığın gelişmekte olan ülkelerin cari açıklarını büyüttüğünü ve bu ülkelerin merkez bankalarının faiz artırma baskısı altında kaldığını ifade etti. Program, gelişmekte olan piyasalardan sermaye çıkışlarının hızlandığına ve döviz kurlarındaki baskının devam ettiğine işaret etti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Programda ele alınan küresel yavaşlama, enflasyon ve ticaret dönüşümü Türkiye ekonomisini doğrudan etkiliyor. Türkiye, ihracat pazarlarında daralma riskiyle karşı karşıya. AB ve Orta Doğu'ya yönelik ihracatın yavaşlaması, cari açık üzerinde baskı oluşturabilir. Öte yandan, tedarik zinciri dönüşümü Türkiye'ye yeni yatırım fırsatları sunuyor; özellikle otomotiv, tekstil ve kimya sektörlerinde Çin'den ayrılan sermaye akışından faydalanılabilir. Enflasyonla mücadelede ise Merkez Bankası'nın küresel trendlere paralel olarak sıkı para politikasını sürdürmesi bekleniyor. Türkiye'nin, jeopolitik risklere karşı enerji arz güvenliğini çeşitlendirmesi ve yeni ticaret anlaşmalarına yönelmesi kritik önem taşıyor.