Bilim dünyasında uzun süredir tartışılan bir iddiaya karşı çıkan yeni bir çalışma, bilimsel ilerlemenin aslında yavaşlamadığını öne sürüyor. Nature dergisinde yayımlanan ve geniş yankı uyandıran araştırma, son yıllarda bilimsel yayınlarda ve patentlerde gözlemlenen "yıkıcılık" (disruption) oranındaki düşüşün, aslında ölçüm yöntemlerindeki eksikliklerden kaynaklanabileceğini savunuyor. Araştırmacılar, mevcut metriklerin bilimsel ilerlemenin doğasını tam olarak yansıtmadığını ve bu nedenle 'bilim tıkandı' algısının yanıltıcı olabileceğini belirtiyor. Bu bulgu, bilim politikaları ve Ar-Ge yatırımları açısından kritik önem taşıyor.
Gelişmenin Arka Planı
2023 yılında Nature'da yayımlanan ve bilim dünyasında geniş yankı uyandıran bir çalışma, 1945'ten bu yana bilimsel makalelerin ve patentlerin giderek daha az "yıkıcı" hale geldiğini, yani mevcut bilgiyi kökten değiştiren keşiflerin azaldığını öne sürmüştü. Bu çalışma, "bilimsel ilerlemenin yavaşladığı" tezini destekleyen önemli bir kanıt olarak gösterilmişti. Ancak yeni araştırma, bu iddianın aksini savunuyor. Araştırmacılar, önceki çalışmanın kullandığı "yıkıcılık göstergesi" (CD index) adlı ölçütün, bilimsel ilerlemenin yalnızca tek bir boyutunu ölçtüğünü ve bu ölçütün zamanla değişen yayın alışkanlıkları, atıf pratikleri ve araştırma ekiplerinin büyüklüğü gibi faktörlerden etkilenebileceğini belirtiyor.
Yeni çalışmanın yazarları, daha kapsamlı ve alternatif ölçümler kullanarak, bilimsel ilerlemenin aslında devam ettiğini, ancak doğasının değiştiğini öne sürüyor. Örneğin, günümüzde araştırmaların çoğu büyük ekipler tarafından yürütülüyor ve bu ekipler, geçmişteki bireysel dehaların yaptığı türden "devrimsel" buluşlardan ziyade, kademeli iyileştirmeler ve disiplinler arası birleşmeler üzerinden ilerleme kaydediyor. Bu durum, yıkıcı buluşların azalması gibi görünse de, aslında bilimin daha kolektif ve işbirlikçi bir yapıya evrildiğini gösteriyor.
Araştırmacılar, bilimsel ilerlemeyi değerlendirmek için kullanılan geleneksel metriklerin (atıf sayısı, yayın sayısı vb.) yanıltıcı olabileceğini ve bu nedenle bilim politikalarının bu yeni gerçeğe göre yeniden şekillendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Özellikle, araştırma fonlarının dağıtımı ve değerlendirme süreçlerinde, kademeli ilerlemeyi ve işbirlikçi çalışmayı teşvik eden kriterlerin ön plana çıkarılması gerektiğine dikkat çekiyorlar.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Bu tartışma, yalnızca bilim dünyasını değil, aynı zamanda küresel ekonomiyi ve teknoloji yarışını da yakından ilgilendiriyor. Özellikle son yıllarda ABD ve Çin arasında yaşanan teknoloji rekabeti, yapay zeka, kuantum hesaplama ve biyoteknoloji gibi alanlarda bilimsel ilerlemenin hızının belirleyici olduğu bir dönemde yaşanıyor. Eğer bilimsel ilerleme gerçekten yavaşlıyorsa, bu durum küresel ekonomik büyüme ve refah artışı açısından ciddi bir tehdit oluşturabilir. Ancak yeni araştırma, bu tehdidin sanıldığı kadar büyük olmadığını gösteriyor.
Araştırma, bilimsel ilerlemenin yavaşlamadığını, aksine yeni bir aşamaya girdiğini öne sürüyor. Bu yeni aşamada, büyük veri, yapay zeka ve yüksek performanslı hesaplama gibi araçlar sayesinde, araştırmacılar artık çok daha karmaşık sorunları çözebiliyor ve disiplinler arası çalışmalar daha hızlı sonuç veriyor. Örneğin, COVID-19 aşılarının geliştirilmesindeki hız, bilimsel işbirliğinin ve teknolojik altyapının ne kadar ilerlediğini ortaya koyuyor. Bu nedenle, politika yapıcıların ve yatırımcıların, bilimsel ilerlemeye olan güvenlerini tazelemeleri ve bu yeni dinamiklere uygun stratejiler geliştirmeleri gerekiyor.
Küresel ölçekte ayrıca, bilimsel yayıncılık ve açık erişim politikaları da bu tartışmanın önemli bir boyutunu oluşturuyor. Gelişmekte olan ülkelerin bilimsel araştırmalara katılımının artması ve açık erişim dergilerinin yaygınlaşması, bilgiye erişimi kolaylaştırıyor ve bilimsel işbirliğini hızlandırıyor. Ancak bu durum, aynı zamanda bilgi kirliliğine ve kalitesiz yayınların artmasına da yol açabiliyor. Yeni araştırma, bu tür olumsuzlukların ölçüm metriklerini etkileyebileceğini ve gerçek ilerlemenin göz ardı edilmesine neden olabileceğini belirterek, bilim değerlendirme yöntemlerinin de güncellenmesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu bulgular, Türkiye'nin bilim ve teknoloji politikaları açısından da önemli çıkarımlar içeriyor. Türkiye, son yıllarda Ar-Ge harcamalarını artırma ve bilimsel üretimini geliştirme çabası içinde. Ancak Türkiye'nin bilimsel yayınlarındaki artışa rağmen, uluslararası işbirlikli ve yüksek etkili çalışmaların payı hâlâ sınırlı. Yeni araştırma, bilimsel ilerlemenin işbirlikçi ve disiplinler arası doğasına dikkat çekerek, Türkiye'nin araştırma ekosistemini bu yönde güçlendirmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Örneğin, uluslararası projelerde daha fazla yer almak, araştırma altyapısını geliştirmek ve genç araştırmacıları teşvik etmek, Türkiye'nin bilimsel ilerlemedeki payını artırabilir. Ayrıca, bilim politikalarının, kademeli ilerlemeyi ödüllendiren ve riskli araştırmaları destekleyen bir yaklaşımla yeniden yapılandırılması, Türkiye'nin uzun vadede bilimsel rekabet gücünü olumlu etkileyebilir.