Beyrut Limanı'na yerleştirilen yüksek teknoloji tarayıcılar, tasarlandıkları işlevi kusursuzca yerine getirdi: Lityum pilleri, drone pervanelerini ve fiber optik kabloları tespit ettiler. Tarama sonuçlarını evraklarla karşılaştırdılar, bariz bir aldatma bulamadılar ve kargonun geçişine izin verdiler. Sorun da tam olarak buydu. Görünürde meşru olan bu mallar, İran destekli milis gruplarının tedarik zincirinin kritik halkalarını oluşturuyordu. Modern tarama teknolojisi, bir konteynırın içindekileri görüntüleyebiliyor ancak bu malların nihai varış noktasını veya kullanım amacını sorgulamak için tasarlanmış bir mekanizmaya sahip değil.
Milis Gruplarının Tedarik Zincirleri Nasıl İşliyor?
Beyrut Limanı'nda yaşanan bu olay, milislerin sivil ticareti nasıl bir kılıf olarak kullandığını gözler önüne seriyor. Lityum piller, drone ve iletişim ekipmanlarının vazgeçilmez enerji kaynağı; drone pervaneleri, insansız hava araçlarının temel bileşeni; fiber optik kablolar ise savaş alanında güvenli haberleşme için hayati önem taşıyor. Bu ürünlerin her biri meşru ticari kullanıma sahip olduğu için, tarayıcılar bunları "şüpheli" olarak işaretlemiyor. Ancak gerçek dünyada bu malların bir kısmı, başta Hizbullah olmak üzere Lübnan'daki silahlı gruplara ulaşıyor. Bu durum, uluslararası toplumun uyguladığı yaptırımları ve ambargoları delmenin ne kadar kolay olduğunu gösteriyor.
İran, yıllardır bu tür "gri ticaret" yöntemleriyle Hizbullah'ı besliyor. Beyrut Limanı, bu tedarik zincirinin en önemli giriş noktalarından biri. Tarayıcılar ve diğer güvenlik önlemleri, yalnızca doğrudan yasa dışı malları (silah mühimmatı gibi) engellemeye odaklanmış durumda. Oysa asıl tehdit, çifte kullanımlı (dual-use) malların kontrolsüz akışı. Bu malların her biri tek başına masum görünse de, bir araya geldiğinde ölümcül bir savaş makinesinin parçaları haline geliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Lübnan'ın Kırılganlığı
Beyrut Limanı'ndaki bu boşluk, sadece Lübnan'ın değil, tüm bölgenin güvenliğini tehdit ediyor. Lübnan, 2020'deki liman patlamasının ardından uluslararası toplumun baskısıyla tarama sistemlerini yenilemişti. Ancak bu yenileme, milis tedarik zincirlerinin yarattığı meydan okumaya karşı yetersiz kalıyor. İsrail, Hizbullah'ın bu yollarla elde ettiği hassas güdümlü silah teknolojisinin kendisine karşı kullanılacağından endişe ediyor. ABD ve Avrupa Birliği, İran'a yönelik yaptırımların sıkılaştırılması çağrısında bulunurken, fiiliyatta bu ticaretin önlenmesi için somut adımlar atılamıyor.
Uluslararası toplum, çifte kullanımlı malların ticaretini izlemek için daha akıllı sistemlere ihtiyaç duyuyor. Mevcut teknolojiler, sadece kargonun içeriğini tarayabiliyor, ancak bu malların son kullanıcısını veya finansman kaynağını tespit edemiyor. Bu da, milislerin meşru ticaret ağlarının içine gizlenerek faaliyet göstermesine olanak tanıyor. Lübnan'ın zayıf devlet kurumları ve yaygın yolsuzluk, bu tür faaliyetlerin üzerinin örtülmesini kolaylaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la hem komşu hem de bölgesel rakip konumunda. Beyrut Limanı üzerinden yürütülen milis tedarik zincirleri, İran'ın bölgedeki nüfuzunu artırmasının bir aracı. Türkiye, Suriye ve Irak'ta İran destekli gruplarla sık sık karşı karşıya geliyor. Bu nedenle, Hizbullah ve benzeri grupların silahlanması, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarına doğrudan tehdit oluşturuyor. Öte yandan, Türkiye'nin kendi limanları da benzer denetim sorunlarıyla karşı karşıya. Türkiye, uluslararası yaptırımları delme riskine karşı liman güvenliğini artırmalı ve özellikle İran menşeli şüpheli kargolara karşı daha etkin bir tarama sistemi geliştirmelidir. Aksi takdirde, hem kendi toprakları milis faaliyetleri için bir geçiş noktası haline gelebilir hem de uluslararası baskıya maruz kalabilir.