WASHINGTON - ABD Başkanı Donald Trump'ın üst düzey danışmanları, 6 Kasım'da yapılacak ara seçimler öncesinde İran ile yaşanan gerilimin bir savaşa dönüşmesini önlemek için yoğun çaba harcıyor. Konuya yakın dört kaynağın aktardığına göre, Beyaz Saray'daki bu strateji, Cumhuriyetçi Parti'nin seçimlerde uğrayacağı olası bir hezimeti sınırlamayı amaçlıyor. Ancak bu plan, ABD ile İran arasındaki karşılıklı askeri hareketliliğin tırmandığı şu günlerde ciddi bir baskı altında.
Seçim kaygısı Orta Doğu'da gerilimi mi sınırlıyor?
İsmi açıklanmayan üst düzey yetkililer, Trump'ın ekibinin özellikle İran'ın Körfez'deki petrol tankerlerine yönelik tehditlerine ve ABD'nin bölgedeki askeri yığınağına rağmen, çatışmayı seçim sonrasına ertelemeye çalıştığını belirtiyor. Beyaz Saray'ın bu tutumu, Başkan Trump'ın İran'a yönelik "maksimum baskı" politikasıyla çelişiyor gibi görünse de, danışmanlar seçim atmosferinde bir savaşın Cumhuriyetçilerin Kongre'deki çoğunluğunu tamamen kaybetmesine yol açabileceği konusunda hemfikir.
Geçtiğimiz haftalarda ABD ile İran arasında yaşanan gerginlikler, özellikle Hürmüz Boğazı'nda ticari gemilere el konulması ve İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırmasıyla iyice belirginleşti. Buna karşılık ABD, bölgeye uçak gemisi ve B-52 bombardıman uçakları konuşlandırarak caydırıcılık mesajı verdi. Ancak bu askeri hareketliliğin, seçim öncesinde daha büyük bir çatışmaya dönüşmemesi için ince bir denge gözetiliyor.
Uzmanlara göre Trump yönetimi, İran'a yönelik sert söylemini korurken, sahada "kontrollü bir gerilim" politikası izlemeye çalışıyor. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun son açıklamalarında İran'a yönelik diplomatik baskıyı artırma çağrısı yapması, ancak askeri seçeneklerin masada olduğunu yinelese de, Beyaz Saray'ın seçim hesapları nedeniyle bu seçenekleri şimdilik rafa kaldırdığı yorumlarına neden oluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran ile ABD arasındaki bu gerginlik, sadece iki ülkeyi değil, tüm Orta Doğu'yu ve küresel enerji piyasalarını yakından ilgilendiriyor. Petrol fiyatları, Hürmüz Boğazı'nın güvenliğine dair endişelerle dalgalanırken, bölge ülkeleri Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, ABD'nin İran'a karşı tutumunu yakından izliyor. İsrail ise İran'ın nükleer programına yönelik tehditleri nedeniyle ABD'yi daha sert bir tutum almaya teşvik ediyor.
Avrupa ülkeleri ise İran nükleer anlaşmasının (JCPOA) korunması için diplomatik yollar ararken, ABD'nin anlaşmadan çekilmesi ve yaptırımları yeniden uygulamaya koyması, transatlantik ilişkilerde yeni bir krize işaret ediyor. Fransa ve Almanya, İran'la ticaret mekanizması INSTEX'i kurarak ABD yaptırımlarını aşmaya çalışıyor, ancak bu çabaların şu ana kadar sınırlı kaldığı görülüyor.
Rusya ve Çin'in İran'a yönelik desteği ise, Washington'un baskı politikasını dengeleyen bir diğer faktör. Moskova ve Pekin, İran'dan petrol ithalatına devam ederken, ABD'nin yaptırım kararlarına rağmen Tahran yönetimiyle ekonomik ilişkilerini sürdürüyor. Bu durum, ABD'nin İran'a yönelik izolasyon politikasının ne kadar etkili olabileceği konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la komşu olması ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşılaması nedeniyle bu gerilimden doğrudan etkileniyor. ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları, Türkiye'nin enerji güvenliğini tehdit ederken, Ankara'nın Washington ile Tahran arasında denge politikası izlemesini zorunlu kılıyor. Ayrıca, Suriye ve Irak'ta yaşanan çatışmaların tırmanması, Türkiye'nin güney sınırlarında güvenlik risklerini artırabilir. Bu nedenle Ankara, bölgedeki gerilimin düşürülmesi için diplomatik çabalara destek veriyor ve tarafları itidale çağırıyor.