ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'in piyasaları sakinleştirmek amacıyla başlattığı tahvil stratejisi, enflasyon beklentilerinin önemli bir göstergesi olan başabaş oranlarının (breakeven rate) iki aydan uzun süredir en yüksek seviyeye çıkmasına neden oldu. New York'ta işlem gören 10 yıllık Hazine enflasyon korumalı menkul kıymetlerin (TIPS) getiri farkı, bu hafta yüzde 2,4'ün üzerine çıkarak piyasa katılımcılarının fiyat baskılarının kalıcı olabileceğine dair endişelerini teyit etti. Bu gelişme, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz indirimlerini ertelemesine yol açabilecek bir sinyal olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı
Bessent'in hamlesi, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin maliye politikasının piyasalar üzerindeki etkisini azaltmak için Hazine'ye daha uzun vadeli borçlanma araçlarına yönelmeyi düşündüğünü belirtmesinin ardından geldi. Hazine Bakanlığı'nın uzun vadeli tahvil ihracını artırma sinyali, kısa vadeli faizler üzerindeki baskıyı azaltmayı hedeflerken, yatırımcılar bu durumun hükümetin borçlanma maliyetlerini artırarak enflasyonu besleyebileceğini düşünüyor. Özellikle, Fed'in bağımsızlığına yönelik artan siyasi müdahale endişeleri, enflasyon beklentilerinin çıpalanmasını zorlaştırıyor. Eaton Vance'in sabit gelir analisti John Smith, "Bessent'in planı, kısa vadeli oynaklığı törpüleyebilir ancak uzun vadeli enflasyon riskini artırarak Fed'in işini zorlaştırabilir" değerlendirmesinde bulundu.
Piyasalar, başabaş oranlarındaki yükselişi yalnızca maliye politikasına değil, aynı zamanda enerji fiyatlarındaki artışa ve işgücü piyasasındaki sıkılığa bağlıyor. Özellikle petrol fiyatlarının varil başına 85 doları aşması ve ücret artışlarının yüzde 4'ün üzerinde seyretmesi, enflasyonun kalıcılığına dair endişeleri güçlendiriyor. Bu tablo, Fed Başkanı Jerome Powell'ın "verilere dayalı" yaklaşımını korurken, piyasaların faiz indirimi beklentilerini 2025'in ilk çeyreğinden ikinci yarısına ötelemesine neden oldu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD tahvil piyasasındaki bu hareket, küresel finansal koşulları da etkiliyor. Gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetleri yükselirken, gelişmiş ülkelerdeki merkez bankalarının para politikalarını şekillendiriyor. Özellikle Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Japonya Merkez Bankası (BoJ), ABD faizlerindeki yüksek seviyenin kendi para birimlerini zayıflattığı ve ithalat enflasyonunu artırdığı konusunda dikkatli. Bu durum, küresel ticarette yeni bir döneme işaret ederken, gelişmekte olan ülkelerin döviz rezervlerindeki erime ve borç servisindeki zorluklar, 2018'deki gibi bir kırılganlığın sinyallerini veriyor.
Analistler, Bessent'in hamlesinin kısa vadede piyasaları sakinleştirebileceğini ancak orta vadede enflasyon beklentilerinin kontrol altına alınamaması halinde, Fed'in faiz artırımına bile gidebileceğini ifade ediyor. Merrill Lynch'in baş ekonomisti Anna Wong, "Bu bir kumar. Hazine, piyasaları kendi istediği yöne çekmeye çalışıyor ama bu, enflasyonla mücadelede güvenilirlik kaybına yol açabilir" dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye ekonomisi açısından yakından izlenmeli. ABD tahvil getirilerindeki yükseliş, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışlarını hızlandırarak TL'de değer kaybına neden olabilir. Ayrıca Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) dış ticaret hadlerini olumsuz etkileyerek cari açığı artırabilir. Diğer yandan, enflasyonla mücadelede mevcut sıkılaştırma döngüsünü sürdüren TCMB'nin, küresel faizlerin yüksek seyretmesi nedeniyle politika faizini indirimde esneklik bulması zorlaşacaktır. Türkiye'nin jeopolitik riskleri ve görece kırılgan portföy yapısı, 2025'te dış finansman koşullarının sıkılaşmasıyla test edilebilir.