1948 yılının 17 Eylül öğleden sonrası, Kudüs'ün gergin ve savaş yorgunu sokaklarında üç araçlık bir konvoy ilerliyordu. Araçlardan birinde, II. Dünya Savaşı sırasında binlerce Yahudi'yi Nazi zulmünden kurtararak uluslararası üne kavuşan İsveçli aristokrat ve diplomat Kont Folke Bernadotte oturuyordu. Bernadotte, Birleşmiş Milletler'in Arap-İsrail çatışmasını çözmek için atadığı arabulucu olarak bölgedeydi. Ancak o gün, Siyonist militan grup Lehi üyeleri tarafından düzenlenen suikast sonucu hayatını kaybetti. Bu olay, Filistin topraklarında barış arayışının ne kadar tehlikeli ve çetrefilli olduğunu gösteren sembolik bir dönüm noktası oldu.
Aradan geçen 75 yılı aşkın süreye rağmen, bölgede kalıcı bir barış tesis edilemedi. Bugün ise 'Gazze Barış Konseyi' olarak adlandırılan yeni bir girişim, uluslararası kamuoyunda tartışılıyor. Peki, bu konsey ne anlama geliyor? Bernadotte'un trajik kaderi, bugünün barış çabalarına ışık tutabilir mi?
Tarihsel Arka Plan: Bernadotte'un Mirası ve İsrail'in Kuruluşu
Kont Bernadotte, 1948 Arap-İsrail Savaşı sırasında BM Güvenlik Konseyi tarafından arabulucu olarak atanmıştı. Görevi, taraflar arasında ateşkes sağlamak ve Filistin'in geleceğine dair bir çözüm önerisi sunmaktı. Bernadotte, hazırladığı planda Kudüs'ün uluslararası bir yönetim altında özel bir statüye sahip olmasını, Necef bölgesinin Arap devletine bırakılmasını ve mültecilerin geri dönüş hakkının tanınmasını öneriyordu. Bu öneriler, İsrail'in kurucu liderleri tarafından sert bir şekilde reddedildi. Özellikle Kudüs'ün uluslararasılaştırılması fikri, İsrail'in egemenlik iddialarıyla çelişiyordu. Bernadotte, 17 Eylül 1948'de Kudüs'te Siyonist militanlar tarafından öldürüldü. Suikast, İsrail'in ilk başbakanı David Ben-Gurion'un otoritesine meydan okudu ve genç devletin uluslararası meşruiyetini sarstı. Ancak Bernadotte'un ölümü, barış çabalarını durdurmadı; aksine, BM'nin bölgedeki rolünü daha da kritik hale getirdi.
Bernadotte'ın ardından gelen yıllarda, 1949'da imzalanan ateşkes anlaşmaları, 1967 ve 1973 savaşları, 1993 Oslo Anlaşmaları ve 2000'deki İkinci İntifada gibi olaylar, bölgede istikrarsızlığın sürmesine neden oldu. Filistin sorunu, uluslararası toplumun çözemediği en karmaşık meselelerden biri olarak kaldı. Gazze Şeridi ise 2007'den bu yana Hamas'ın kontrolünde ve İsrail ile Mısır tarafından abluka altında. Bu süreçte birçok barış girişimi denendi, ancak hiçbiri kalıcı bir çözüm getiremedi.
Gazze Barış Konseyi: Yeni Bir Umut mu, Yoksa Tekrar mı?
Son dönemde adı sıkça duyulan 'Gazze Barış Konseyi', henüz resmi olarak ilan edilmiş bir yapı değil. Ancak uluslararası diplomasi kulislerinde, Gazze'nin yeniden inşası ve yönetimi için çok uluslu bir konsey oluşturulması fikri tartışılıyor. Bu konseyin, Birleşmiş Milletler, ABD, Avrupa Birliği, Arap ülkeleri ve belki de Türkiye'nin katılımıyla oluşturulması öngörülüyor. Amaç, Gazze'de ateşkesin ardından istikrarı sağlamak, insani yardımı koordine etmek ve Filistin yönetiminin güçlendirilmesine katkıda bulunmak. Ancak bu tür bir yapı, geçmişteki başarısız girişimlerin gölgesinde. Örneğin, 1990'larda Oslo süreci kapsamında oluşturulan Filistin Yönetimi, yolsuzluk ve etkisizlikle suçlandı. 2005'te Gazze'den tek taraflı çekilme sonrası, bölge Hamas'ın kontrolüne geçti ve İsrail ile çatışmalar arttı.
Gazze Barış Konseyi fikri, Bernadotte'un 1948'deki çabalarını andırıyor: uluslararası bir aktörün, taraflar arasında denge kurma girişimi. Ancak bugünün dinamikleri çok daha karmaşık. İsrail, güvenlik endişeleri nedeniyle herhangi bir uluslararası yönetimi kabul etmeye sıcak bakmıyor. Hamas ise silahlı mücadeleden vazgeçmeye yanaşmıyor. Arap ülkeleri, Filistin davasına verdikleri desteği sürdürürken, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme eğiliminde. ABD ise İsrail'in en büyük müttefiki olarak, arabuluculukta etkili olabilir ancak tarafsızlığı sorgulanıyor. Türkiye ise Filistin'e verdiği destekle öne çıkıyor ve bölgede aktif bir diplomasi yürütüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Gazze Barış Konseyi, sadece Filistin-İsrail meselesiyle sınırlı değil. Ortadoğu'nun jeopolitik dengeleri açısından da kritik bir öneme sahip. İran, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi ülkelerdeki istikrarsızlık, Gazze'deki gelişmelerden doğrudan etkileniyor. Özellikle İran'ın desteklediği gruplar, İsrail'e karşı direniş ekseninde birleşiyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri ise İsrail ile ilişkilerini geliştirerek İran'a karşı bir denge kurmaya çalışıyor. Bu bağlamda, Gazze Barış Konseyi'nin başarısı, bölgesel güçlerin işbirliğine bağlı. Ancak geçmişte olduğu gibi, dış müdahaleler ve dayatmalar, çözümü zorlaştırabilir. Bernadotte'un ölümü, barış girişimlerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Bugün de benzer riskler mevcut: radikal gruplar, barış sürecini sabote edebilir.
Küresel düzeyde ise, Gazze'deki insani kriz, uluslararası toplumun vicdanını kanatıyor. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, Gazze'de 2 milyondan fazla insan temel ihtiyaçlardan yoksun yaşıyor. Barış Konseyi, bu insani dramı hafifletmeyi amaçlasa da, kalıcı bir çözüm için Filistin devletinin tanınması ve 1967 sınırlarına dayalı iki devletli çözüm şart. Ancak İsrail'in yeni yerleşim birimleri inşa etmesi ve Filistin topraklarını ilhak etmesi, bu hedefi giderek zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin meselesine tarihsel ve kültürel bağlarla bağlı. Gazze Barış Konseyi'nde yer alması, Ankara'nın bölgedeki etkinliğini artırabilir. Türkiye, Filistin'e verdiği siyasi destek ve insani yardımlarla Arap dünyasında itibar kazanırken, İsrail ile ilişkilerini de dengede tutmaya çalışıyor. Yeni bir barış konseyi, Türkiye'nin diplomatik girişimlerini güçlendirebilir; ancak konseyin başarısı, İsrail'in tutumuna ve ABD'nin tavrına bağlı. Türkiye'nin aktif katılımı, Gazze'deki insani krize çözüm bulunmasında ve bölgesel istikrarın sağlanmasında kritik rol oynayabilir. Aksi halde, Bernadotte örneğinde olduğu gibi, iyi niyetli girişimler akamete uğrayabilir.