Pulitzer ödüllü yazar Benjamin Moser, MEMO Conversations programında yeni kitabı Anti-Zionism: A Jewish History (Anti-Siyonizm: Bir Yahudi Tarihi) üzerine konuştu. Moser, kitabında Yahudilerin Siyonizm karşıtlığının uzun bir geçmişe sahip olduğunu, ancak bu karşıtlığı dile getiren birçok kişinin tarihten silindiğini savunuyor. Söyleşi, Orta Doğu siyaseti ve Yahudi tarihi açısından ezber bozan bir perspektif sunuyor.
Kitabın Ana Tezi: Siyonizm Karşıtlığı Yahudi Tarihinin Bir Parçası
Benjamin Moser, Anti-Zionism: A Jewish History adlı kitabında, Siyonizm karşıtlığının sadece Arap veya Müslüman dünyasına özgü olmadığını, aynı zamanda Yahudi toplumunun içinde de güçlü bir gelenek olduğunu ortaya koyuyor. Moser'e göre, 19. yüzyılın sonlarında Theodor Herzl'in Siyonizmi ortaya atmasından bu yana, pek çok Yahudi düşünür, haham ve aktivist, Yahudi devletinin kurulmasına karşı çıktı. Ancak bu muhalefet sesleri, hem İsrail yanlısı anlatı hem de bazı tarihçiler tarafından görmezden gelindi veya silindi.
Moser, kitabında bu karşıt sesleri gün yüzüne çıkarıyor. Örneğin, Amerika'daki reformist Yahudi hareketinin önde gelen isimleri, ilk başlarda Siyonizmi Yahudi dinine aykırı buluyordu. Hahamlar, Yahudiliğin bir din olduğunu, bir milliyet olmadığını savunuyorlardı. Avrupa'da ise sosyalist ve seküler Yahudiler, Siyonizmi bir burjuva milliyetçiliği olarak görüp karşı çıktılar. Moser, bu kişilerin çoğunun Holokost'ta hayatını kaybettiğini veya sonrasında susturulduğunu belirtiyor.
Tarihsel Arka Plan: Siyonizmin Yükselişi ve Muhalefetin Susturulması
Kitap, Siyonizmin nasıl olup da Yahudi dünyasının ana akım ideolojisi haline geldiğini sorguluyor. Moser'e göre, İkinci Dünya Savaşı ve Holokost, Siyonizm karşıtlığını marjinalleştirdi. İsrail'in 1948'de kurulmasıyla birlikte, Siyonizm karşıtlığı neredeyse tabu haline geldi. Ancak Moser, bunun tarihsel gerçekleri çarpıttığını savunuyor. Ona göre, bugün İsrail politikalarına eleştiri getiren Yahudiler, sıklıkla 'kendinden nefret eden Yahudi' veya 'hain' olarak damgalanıyor. Bu da anti-Siyonizmin Yahudi kökenlerinin unutulmasına yol açıyor.
Moser, söyleşide ayrıca anti-Siyonizmin ırkçılık veya Yahudi düşmanlığı ile eşitlenmesinin yanlış olduğunu vurguluyor. Ona göre, anti-Siyonizm bir siyasi görüş olarak ele alınmalı ve Yahudi karşıtlığından ayrı tutulmalı. Kitap, bu ayrımın altını çizerek, Filistin yanlısı hareketlerin de bu tarihsel bağlamı anlaması gerektiğini ima ediyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Moser'in kitabı, Orta Doğu'da devam eden İsrail-Filistin çatışması bağlamında önemli bir tartışma başlatıyor. Özellikle son yıllarda İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları ve apartheid suçlamaları, dünya çapında anti-Siyonist hareketleri güçlendirdi. Ancak bu hareketlerin çoğu, anti-Siyonizmin Yahudi kökenlerini bilmiyor. Moser'in çalışması, bu boşluğu doldurmayı amaçlıyor.
Kitap ayrıca, ABD ve Avrupa'daki Yahudi diasporası içindeki bölünmeleri de gün ışığına çıkarıyor. Özellikle genç Yahudiler arasında İsrail karşıtlığı artarken, ana akım Yahudi kuruluşları hâlâ İsrail'i destekliyor. Moser, bu kuşak farkının tarihsel kökenlerine iniyor.
Akademik çevrelerde kitap, anti-Siyonizmi bir Yahudi geleneği olarak sunmasıyla dikkat çekiyor. Ancak bazı eleştirmenler, Moser'in anti-Siyonizmi fazla romantize ettiğini ve Arap anti-Siyonizmini yeterince ele almadığını belirtiyor. Yine de eser, tartışmalara yeni bir soluk getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-Filistin meselesinde Filistin'in yanında yer alan ve anti-Siyonist söylemi güçlü olan bir ülke. Moser'in kitabı, Türkiye'deki anti-Siyonist çevrelere tarihsel bir meşruiyet sunabilir. Ancak kitap, anti-Siyonizmin sadece Müslüman veya Arap karşıtlığı olmadığını, Yahudi kökenleri olduğunu göstererek, Türkiye'deki tartışmalara yeni bir boyut kazandırabilir. Bu, Türkiye'nin Filistin politikasını daha geniş bir entelektüel zemine oturtmasına yardımcı olabilir. Ayrıca, Türkiye'deki Yahudi cemaati ile ilişkilerde de yeni bir anlayış geliştirilmesine katkı sağlayabilir.