İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, gözetimi altındaki hapishanelerde Filistinli tutuklulara yönelik sistematik ve ağır insan hakları ihlallerinin baş sorumlusu olarak uluslararası kamuoyunun gündemine oturdu. İsrail insan hakları örgütleri ve Birleşmiş Milletler raporları, Ben-Gvir'in politikaları sonrası cezaevlerinde işkence, keyfi gözaltı ve tıbbi ihmal vakalarının katlanarak arttığını belgeliyor. Bakan, bu uygulamalarla gurur duyduğunu ve 'teröristlere karşı sertlik' söylemiyle eleştirilere meydan okudu.
Ben-Gvir hapishaneleri: sistematik şiddet ve cezasızlık
İsrail'de Aralık 2022'de kurulan Netanyahu koalisyon hükümetinde Ulusal Güvenlik Bakanı olarak göreve başlayan aşırı sağcı Itamar Ben-Gvir, cezaevi yönetiminde radikal bir dönüşüm başlattı. Bakanlığının ilk aylarında Filistinli mahkumlara yönelik uygulamaları sıkılaştıran kararlara imza atan Ben-Gvir'in talimatıyla, kelepçeleme süreleri uzatıldı, avukat ve aile görüşleri kısıtlandı, mahkumların temel ihtiyaçlarına erişimi engellendi.
İsrail Haaretz gazetesinin ortaya çıkardığı belgelere göre, Ben-Gvir hapishanelerde 'yıldırma ve caydırma' adı altında sistematik şiddeti teşvik eden bir genelge yayımladı. Buna göre, mahkumların direnişi durumunda gardiyanların orantısız güç kullanmasına izin veriliyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) verilerine göre, Ben-Gvir'in göreve başlamasından bu yana İsrail hapishanelerinde ölen Filistinli mahkum sayısı 12'ye yükseldi; bu sayı önceki iki yılın toplamından fazla.
BM İşkenceyle Mücadele Komitesi, Ağustos 2023'te yayımladığı raporda İsrail'in uluslararası yükümlülüklerini ihlal ettiğini belirterek, Ben-Gvir'in doğrudan talimatıyla uygulanan 'izolasyon hücreleri' ve 'sınırsız gözaltı' gibi yöntemlerin derhal sonlandırılmasını talep etti. Rapor, hapishanelerdeki tıbbi ihmal ve beslenme koşullarının da işkence kapsamında değerlendirilebileceğine dikkat çekti.
Bölgesel ve küresel boyut: uluslararası hukukun sınanması
Ben-Gvir politikaları, sadece İsrail-Filistin çatışmasının insani boyutunu değil, aynı zamanda uluslararası hukukun uygulanabilirliğini de tartışmaya açıyor. İsrail, 1951 tarihli Mülteci Sözleşmesi'ne ve BM İşkenceye Karşı Sözleşme'ye taraf olmasına rağmen, Filistinli mahkumlar savaş esiri statüsünde görülmediği için bu sözleşmelerin kapsamı dışında tutuluyor. Bu durum, hukukçulara göre uluslararası insancıl hukukun korumasız bıraktığı bir boşluk alanı yaratıyor.
Avrupa Birliği ve ABD yönetimi, Ben-Gvir'in hapishane politikalarına yönelik sınırlı kınamalarda bulunsa da, İsrail'e yönelik askeri ve diplomatik desteklerini sürdürüyor. Bu ikircikli tutum, uluslararası toplumun insan hakları konusundaki standartlarının sorgulanmasına yol açıyor. Özellikle Ağustos 2023'te bir Filistinli mahkumun açlık grevi sonucu ölümü, bölgesel çapta protestolara neden oldu.
Ben-Gvir'in kendi ifadesiyle 'teröristlere karşı zafer' anlamına gelen bu politikalar, uzun vadede İsrail'in uluslararası itibarına ve iç hukuk düzenine onarılamaz zararlar verme potansiyeli taşıyor. İsrail Yüksek Mahkemesi'nin 2023 sonunda bazı uygulamaları sorgulayan kararları, hükümetle yargı arasındaki gerilimi de derinleştiriyor. Bakan, mahkeme kararlarını tanımayacağını açıklayarak anayasal bir krize davetiye çıkarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in Filistin topraklarındaki işgal politikalarını uzun süredir eleştirirken, Ben-Gvir gibi aşırı sağcı bir figürün hapishane politikaları Ankara'nın insan hakları odaklı dış politika söylemiyle örtüşüyor. Bu gelişmeler, Türkiye'nin BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı platformlarında Filistinli mahkumların durumunu gündeme taşıması için yeni bir zemin hazırlıyor. Ayrıca, İsrail'deki insan hakları ihlallerinin artması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz enerji işbirliği ve bölgesel normalleşme hamleleri bağlamında İsrail ile ilişkilerini daha karmaşık hale getirebilir. Ankara, hem Filistin davasına destek hem de İsrail'le pragmatik diyalog arasında dikkatli bir denge kurmak zorunda kalacak.