Kuzey İrlanda'nın başkenti Belfast'ta, 10 Haziran Salı gecesi patlak veren göçmen karşıtı şiddet olayları kenti savaş alanına çevirdi. Maskeli saldırganlar, Sudan uyruklu bir kişinin daha önce gerçekleştirdiği bıçaklı saldırının ardından başlayan olaylarda, aileleri evlerinden kovdu ve çok sayıda aracı ateşe verdi. Polis, şiddetin kontrolden çıkmaması için geniş güvenlik önlemleri alırken, yetkililer durumu 'etnik temizlik benzeri bir hareket' olarak nitelendirdi.
Gelişmenin Arka Planı
Olayların fitilini ateşleyen bıçaklı saldırı, 9 Haziran Pazartesi günü Belfast şehir merkezinde meydana geldi. Sudanlı bir adam, rastgele bir kişiyi bıçaklayarak ağır yaraladı. Saldırgan olay yerinde gözaltına alınırken, saldırının hemen ardından sosyal medyada göçmen karşıtı söylemler yayılmaya başladı.
Salı gecesi, yüzleri maskeli bir grup, başta Güney Belfast ve Doğu Belfast olmak üzere kentin çeşitli mahallelerinde toplanarak göçmen ailelerin yaşadığı evlere yöneldi. Görgü tanıklarının ifadesine göre, saldırganlar aileleri evlerinden çıkmaya zorladı, ardından evleri ve park halindeki araçları ateşe verdi. Polis ekipleri olaylara müdahale ederken, itfaiye ekipleri yangınları söndürmek için seferber oldu. En az 10 evin hasar gördüğü bildirilirken, herhangi bir can kaybı yaşanmadı.
Kuzey İrlanda Polis Teşkilatı (PSNI) Başkomiseri Jon Boutcher, olayları 'iğrenç ve aşağılık' olarak tanımlayarak, "Bu düpedüz etnik temizlik girişimidir. Suçluları adalet önüne çıkarmakta kararlıyız" dedi. Boutcher, saldırıların planlı olduğunu ve aşırı sağ gruplar tarafından organize edildiğine dair güçlü kanıtlar bulunduğunu ifade etti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Belfast'taki bu şiddet olayları, Avrupa genelinde artan göçmen karşıtı söylem ve eylemlerin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Son yıllarda özellikle aşırı sağ partilerin yükselişiyle birlikte, birçok Avrupa kentinde göçmen karşıtı protestolar ve saldırılar yaşanıyor. Birleşik Krallık'ta da Brexit sonrası göç politikaları tartışılırken, Kuzey İrlanda'nın hassas barış süreci bu tür olayların etkisine daha açık hale geliyor.
Kuzey İrlanda'da 1998 Good Friday Anlaşması ile sona eren çatışmaların ardından, bölge etnik ve dini ayrılıkların hâlâ derin olduğu bir coğrafya. Göçmen karşıtı şiddetin, bu ayrılıkları daha da derinleştirme potansiyeli bulunuyor. Ayrıca, Birleşik Krallık'ın sığınmacıları Ruanda'ya gönderme planı gibi tartışmalı politikaları da göçmen karşıtı atmosferi körüklüyor.
Sudanlı saldırganın eylemi, bireysel bir suç olmasına rağmen tüm bir topluluğu hedef alan şiddete dönüşmüş durumda. Bu durum, Avrupa'da göçmenlerin günah keçisi ilan edilmesinin tehlikeli sonuçlarını bir kez daha gözler önüne seriyor. İnsan hakları örgütleri, hükümetleri aşırı sağ söylemlere karşı daha etkili tedbirler almaya çağırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kuzey İrlanda'daki göçmen karşıtı şiddet, Avrupa'da yükselen yabancı düşmanlığının ve aşırı sağın Türkiye'yi de etkileyebilecek potansiyelini göstermektedir. Türkiye, jeopolitik konumu ve göçmen nüfusu nedeniyle benzer söylemlerin hedefi olabilir. Ayrıca, Türk vatandaşlarının yoğun olarak yaşadığı Avrupa ülkelerinde bu tür olayların artması, Türkiye'nin dış politikasında ve vatandaşlarının güvenliği konusunda endişe yaratmaktadır. Bu nedenle Ankara, hem içeride hem uluslararası platformlarda göçmen karşıtı aşırılıklarla mücadeleye öncelik vermelidir.