Uluslararası insan hakları örgütü Medico International ve Alman sivil toplum ağı “Coordination gegen Bayer-Gefahren” (CBG), İsrail işgal güçlerinin Lübnan'da kullandığı beyaz fosfor ve glifosatın Almanya merkezli Bayer grubu tarafından üretildiğini açıkladı. Kuruluşlar, bu maddelerin sivil yerleşimlere karşı kullanılmasının savaş suçu teşkil ettiğini belirterek, konuyu uluslararası kamuoyunun gündemine taşıdı.
Beyaz fosfor ve glifosat: Savaşta yasaklı silahlar mı?
Beyaz fosfor, uluslararası insancıl hukuk kapsamında yasaklanmamış olsa da, sivil alanlarda kullanımı ağır sonuçlar doğuruyor. Madde, havayla temas ettiğinde 800 santigrat dereceye kadar ısınarak derin kimyasal yanıklara neden oluyor ve yangınlar çıkarıyor. İsrail’in, 2006’daki Lübnan savaşında olduğu gibi, son çatışmalarda da yoğun şekilde beyaz fosfor kullandığı belirtiliyor. Öte yandan, tarım ilacı olarak bilinen glifosat, ABD merkezli Monsanto tarafından geliştirilmişti ancak Monsanto, 2018’de Bayer tarafından satın alındı. İsrail’in, Lübnan sınırındaki tarım arazilerini hedef alarak glifosat püskürttüğü iddia ediliyor. Bu durum, çevre felaketlerine ve sivil halkın sağlığını tehdit eden sonuçlara yol açıyor. Medico International, konuyu Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşımayı değerlendiriyor.
Bayer’in küresel sorumluluğu tartışılıyor
Bayer, her iki maddenin de sivil kullanım için üretildiğini ve askeri amaçlarla kullanımından sorumlu olmadığını savunuyor. Ancak CBG, Almanya’nın ihracat kontrol yasalarına rağmen bu tür kimyasalların çatışma bölgelerine ulaştığını ve şirketin etik sorumluluğu bulunduğunu vurguluyor. Bu durum, Alman Hükümeti’nin silah ihracatı politikalarını yeniden gündeme getiriyor. Almanya’da, Bayer’in faaliyetlerine karşı sivil toplum örgütleri protestolar düzenlerken, şirketin daha önce de napalm ve Agent Orange gibi kimyasalların üretiminde rol aldığı hatırlatılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, gerek Suriye sınırında gerekse uluslararası platformlarda kimyasal silahların yayılmasına karşı duyarlı bir politika izlemektedir. Bu haber, bölgesel çatışmalarda kullanılan silahların küresel tedarik zincirlerini ve Batılı şirketlerin sorumluluğunu tartışmaya açmaktadır. Türkiye’nin, sınır güvenliğini tehdit eden bu tür kimyasalların kullanımını engellemek için uluslararası hukuk mekanizmalarını harekete geçirmesi beklenebilir. Ayrıca, Almanya ile savunma sanayi iş birliği yapan Türkiye’nin, bu tür iddialar karşısında ihracat politikalarını gözden geçirmesi gerekebilir.