Washington ve Tel Aviv'in dış politika mimarları, on yıllar boyunca son derece inatçı ancak temelden kusurlu bir inançla hareket etti: Ezici askeri üstünlüğün bölgesel mimariyi kalıcı olarak dikte edebileceğini ve egemen aktörleri itaate zorlayabileceğini varsaydılar. Oysa bugün, bu stratejinin beklenmedik bir sonucu ortaya çıktı: Batı'nın askeri müdahalesi, küresel ticaretin ana arterlerini kuruttu. Kızıldeniz'den Süveyş Kanalı'na uzanan hayati su yolları, Batı'nın askeri varlığına rağmen adeta felç oldu.
Batı'nın Askeri Üstünlük Yanılgısı
Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD ve İsrail, Ortadoğu'da askeri gücün her sorunu çözebileceği fikrine saplandı. 1990'lardan bu yana Washington, bölgede onlarca askeri üs kurdu, milyarlarca dolarlık silah sevkiyatı yaptı ve gerektiğinde doğrudan müdahalelerle rejimleri değiştirdi. Tel Aviv ise çevresindeki aktörlere karşı benzeri görülmemiş bir caydırıcılık kapasitesi inşa etti. Ancak bu strateji, bölgesel aktörlerin davranışlarını değiştirmediği gibi, onları daha da dirençli hale getirdi.
Özellikle 2010'lardan itibaren Yemen'deki Husiler, İran destekli milisler ve diğer gayrinizami aktörler, Batı'nın konvansiyonel üstünlüğüne asimetrik yanıtlar geliştirdi. İnsansız hava araçları, deniz mayınları ve balistik füzeler, milyar dolarlık savaş gemilerini etkisiz bırakabildi. Bu durum, askeri üstünlüğün tek başına güvenlik sağlamadığını, hatta bazen istikrarsızlığı derinleştirdiğini gösterdi.
Küresel Ticaretin Can Damarları Tehdit Altında
Kızıldeniz, dünya ticaretinin yaklaşık %12'sinin geçtiği kritik bir koridor. Süveyş Kanalı ise Asya ile Avrupa arasındaki en kısa deniz yolu. Ancak 2023 sonundan itibaren Husilerin ticari gemilere yönelik saldırıları, bu rotayı adeta bir mayın tarlasına çevirdi. Batılı ülkelerin öncülüğünde kurulan koalisyon güçleri, saldırıları engellemekte yetersiz kaldı. ABD ve İngiltere'nin Yemen'e düzenlediği hava operasyonları ise sorunu çözmek yerine daha da alevlendirdi. Sonuç: Yüzlerce gemi rotasını değiştirmek zorunda kaldı, sigorta maliyetleri fırladı, tedarik zincirleri kırıldı.
Bu kriz, Batı'nın deniz güvenliği stratejisinin çöktüğünü gösteriyor. On yıllardır 'denizlerin hakimi' olan ABD Donanması, şimdi çok kutuplu bir tehdit ortamında savunma yapmakta zorlanıyor. Çin ve Rusya'nın da devreye girmesiyle, küresel ticaret yollarının kontrolü artık tek bir gücün tekelinde değil. Batı'nın askeri üstünlüğü, ticari çıkarlarını korumaya yetmiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kızıldeniz ve Süveyş'teki kriz, Türkiye'nin dış ticaret güvenliğini doğrudan etkiliyor. İhracatımızın önemli bir kısmı bu rotayı kullanıyor; artan navlun ve sigorta maliyetleri Türk ekonomisine ek yük getiriyor. Ayrıca, Batı'nın bölgede artan askeri varlığı, Türkiye'nin denge politikasını zorlaştırıyor. Ankara, bir yandan NATO müttefikleriyle uyum sağlamaya çalışırken, diğer yandan bölgesel aktörlerle ilişkilerini yönetmek zorunda. Kriz, Türkiye'nin alternatif ticaret koridorları (Orta Koridor gibi) geliştirmesi gerektiğini ve savunma sanayiinde kendi kendine yeterliliğin önemini bir kez daha ortaya koyuyor.