Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Bruegel'in analizine göre, Avrupa'nın Çin'in 'aşırı kapasitesine' yönelik eleştirileri çelişkili bir durumu ortaya koyuyor. Avrupa, daha ucuz ve hızlı bir temiz enerji dönüşümüne ihtiyaç duyduğunu vurgularken, bu dönüşümü mümkün kılan Çin yapımı güneş panelleri, rüzgar türbinleri, bataryalar ve elektrikli araçların ucuz arzından rahatsızlık duyuyor. Bu durum, Batı'nın Çin'in sanayi yükselişine karşı artan rekabet kaygısının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Yeşil Dönüşümün Çelişkisi: Ucuz Üretim mi, Stratejik Bağımlılık mı?
Çin, son yıllarda güneş paneli üretiminde küresel kapasitenin yaklaşık yüzde 80'ine, batarya üretiminde ise yüzde 70'inden fazlasına sahip olmuş durumda. Bu devasa üretim hacmi, küresel fiyatları aşağı çekerken, aynı zamanda Avrupalı ve Amerikalı üreticileri zor durumda bırakıyor. Batılı politikacılar, Çin'in bu sektörlerdeki hakimiyetinin sadece ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik riskler taşıdığını savunuyor. ABD'nin Enflasyonu Düşürme Yasası (IRA) ve Avrupa Birliği'nin Yeşil Mutabakatı, yerli üretimi canlandırmayı hedefliyor. Ancak Bruegel'in de işaret ettiği gibi, bu politikalar Çin'in ucuz ürünlerine olan bağımlılığı kısa vadede azaltamıyor. Enerji krizi ve iklim değişikliğiyle mücadele hedefleri, Avrupa'yı Çin'den ithalata mecbur bırakıyor.
Çin cephesinden bakıldığında ise 'aşırı kapasite' suçlamaları, Batı'nın rekabetçiliğini kaybetmesinin bir bahanesi olarak görülüyor. Pekin, yeşil teknolojilere yaptığı devlet destekli yatırımlarla sadece kendi enerji dönüşümünü hızlandırmakla kalmıyor, aynı zamanda küresel iklim hedeflerine katkı sağladığını iddia ediyor. Çinli yetkililer, ülkenin üretim kapasitesinin bir kısmının iç talebe yönelik olduğunu ve ihracatın sadece bir bölümünü oluşturduğunu belirtiyor. Ancak Batı'dan gelen yeni gümrük tarifeleri ve anti-damping soruşturmaları, özellikle elektrikli araç sektöründe ticaret savaşının fitilini ateşleyebilir. AB, bu yıl Çin'den ithal elektrikli araçlara ek gümrük vergisi getirmeyi değerlendirirken, ABD de benzer önlemler alıyor.
Küresel Ticari Dengeler Değişiyor mu?
Çin'in sanayi yükselişi, sadece yeşil enerjiyle sınırlı değil. Ülke, çelikten çimentoya, petrokimyadan yarı iletkenlere kadar birçok sektörde dünyanın en büyük üreticisi konumunda. Bu durum, gelişmekte olan ülkeler için hem bir fırsat hem de bir tehdit oluşturuyor. Bir yandan Çin'in ucuz sermaye malları, altyapı yatırımlarını hızlandırırken, diğer yandan yerli sanayileri zorlayabiliyor. Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) kapsamında Çin'in Orta Asya, Afrika ve Güneydoğu Asya'da yaptığı yatırımlar, bölgesel ekonomik dengeleri yeniden şekillendiriyor.
ABD ve AB'nin 'riskten arındırma' (de-risking) stratejisi, Çin'e bağımlılığı azaltmayı hedefliyor. Ancak bu, kısa vadede mümkün görünmüyor. Özellikle nadir toprak elementleri gibi kritik minerallerde Çin'in tekel konumu, Batılı savunma ve teknoloji şirketlerini endişelendiriyor. Bruegel raporu, aşırı kapasite tartışmalarının aslında Batı'nın yeşil dönüşüm maliyetlerini düşürme hedefiyle sanayi egemenliği arasındaki çatışmayı yansıttığını belirtiyor. Bu çatışma, önümüzdeki yıllarda küresel ticaretin ana eksenini oluşturacak gibi görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Çin'in yeşil enerji ürünlerindeki 'aşırı kapasitesi' karşısında hassas bir denge politikası izlemek zorunda. Bir yandan Çin'den ucuz güneş paneli ve batarya ithalatı, Türkiye'nin yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşmasını kolaylaştırıyor. Diğer yandan, yerli üretimi korumak ve Batı ile ticari ilişkileri sürdürmek için AB'nin anti-damping önlemlerine uyum sağlaması gerekiyor. Türkiye'nin kendi elektrikli araç hamlesi TOGG ve batarya yatırımları, bu küresel rekabetin ortasında şekilleniyor. Ankara'nın, hem Çin'le ticareti geliştiren Kuşak ve Yol Girişimi'ne entegre olması, hem de AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi müzakerelerinde yeşil dönüşüm standartlarını yakalaması kritik önem taşıyor. Bu bağlamda Türkiye, yalnızca pasif bir alıcı değil, aynı zamanda üretim üssü olarak da konumlanmaya çalışıyor.