Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'nde Perşembe günü yapılan oturumda, İngiltere, Fransa ve Almanya'nın da aralarında bulunduğu düzinelerce ülke, Sudan'daki paramiliter Hızlı Destek Güçleri'nin (RSF) ülkenin orta kesimindeki el-Obeyd kentine yönelik saldırılarını artırabileceği ve bunun büyük çaplı vahşete yol açabileceği uyarısında bulundu. El-Obeyd, Kuzey Kurdufan eyaletinin başkenti ve stratejik bir ulaşım merkezi olup, kentin düşmesi halinde milyonlarca insanın daha fazla şiddet ve yerinden edilmeyle karşı karşıya kalabileceği belirtiliyor.
Gelişmenin arka planı
Sudan'da Nisan 2023'te ordu ile RSF arasında patlak veren çatışmalar, ülkeyi uzun süredir devam eden bir iç savaşa sürükledi. Çatışmalar özellikle Hartum ve Darfur bölgesinde yoğunlaşırken, RSF'nin son haftalarda stratejik öneme sahip el-Obeyd'e yönelik kuşatmayı sıkılaştırdığı belirtiliyor. BM verilerine göre çatışmalarda şu ana kadar 15 binden fazla kişi hayatını kaybetti, 10 milyona yakın insan yerinden edildi. El-Obeyd, başkent Hartum'u batıya bağlayan ana yollar üzerinde yer alması nedeniyle hem askeri hem de insani yardım açısından kilit bir konumda.
Batılı ülkelerin ortak açıklamasında, RSF'nin el-Obeyd'deki saldırılarında sivilleri hedef aldığı, hastane ve okulları bombaladığı yönünde raporlar bulunduğu ifade edildi. Açıklamada, taraflara uluslararası insancıl hukuka uyma çağrısı yapılırken, sivillerin korunması ve insani yardıma erişimin sağlanması talep edildi. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği de RSF ve bağlı milislerin işlediği insan hakları ihlallerinin savaş suçu teşkil edebileceği uyarısında bulundu.
Bölgesel veya küresel boyut
Sudan'daki çatışma, ülke sınırlarını aşan bir bölgesel krize dönüşmüş durumda. Çatışmalar nedeniyle başta Mısır, Çad, Güney Sudan ve Etiyopya olmak üzere komşu ülkelere yüz binlerce kişi sığınmak zorunda kaldı. Ayrıca, çatışmanın zaten kırılgan olan Doğu Afrika bölgesinde istikrarsızlığı daha da derinleştirebileceği endişesi var. Sudan, aynı zamanda Kızıldeniz'in güney girişinde yer alması ve Babülmendep Boğazı'na yakınlığı nedeniyle küresel deniz ticareti açısından stratejik bir öneme sahip. Çatışmanın bu bölgeye sıçraması halinde, uluslararası nakliye rotalarının güvenliği tehdit altına girebilir.
Uluslararası toplum, Sudan'daki taraflar arasında ateşkes sağlanması için çaba gösteriyor. Suudi Arabistan ve ABD öncülüğünde yürütülen Cidde müzakereleri şu ana kadar kalıcı bir sonuç vermedi. BM Güvenlik Konseyi ise konuyla ilgili bir karar almakta bölünmüş durumda. Rusya ve Çin, Sudan'ın içişlerine müdahale olarak yorumlanabilecek adımlara karşı çıkarken, Batılı ülkeler daha sert yaptırımlar ve silah ambargosu çağrısı yapıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Sudan'da iç savaşın başlamasından bu yana hem insani yardım göndererek hem de taraflar arasında diyalog çağrısı yaparak aktif bir arabuluculuk rolü üstlenmiştir. Sudan'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki stratejik çıkarlarını doğrudan etkilemektedir. Çatışmanın büyümesi, bölgedeki Türk yatırımlarını ve ticari ilişkileri olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Sudan'daki insani kriz, göç dalgaları yaratarak Türkiye'nin de içinde olduğu bölgesel güvenlik dinamiklerini değiştirebilir. Türkiye'nin bu krizde aktif bir politika izlemesi, hem insani sorumluluk hem de jeopolitik çıkarlar açısından önem taşımaktadır.