İşgal altındaki Batı Şeria'da hafta sonu yaşanan yerleşimci şiddeti, bölgede gerginliği bir kez daha tırmandırdı. Filistinli yetkililer, Nablus ve çevresinde iki caminin, yerleşimciler tarafından kundaklandığını bildirdi. Saldırılarda maddi hasar meydana gelirken, İsrail güvenlik güçleri de hafta sonu boyunca 70'ten fazla Filistinliyi gözaltına aldı. İsrail polisi ve ordu yetkilileri, gözaltıların "güvenlik operasyonları" kapsamında yapıldığını duyururken, Filistin tarafı bu eylemleri "sistematik baskı" olarak nitelendiriyor. Olaylar, uluslararası toplumun tansiyonun düşürülmesi yönündeki çağrılarına rağmen, işgal altındaki topraklardaki şiddetin boyutunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Gelişmenin Arka Planı
Yerleşimci şiddeti, Batı Şeria'da yıllardır süregelen bir sorun olarak öne çıkıyor. Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, 2025 yılı başından itibaren yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırılarında belirgin bir artış yaşandı. Hafta sonu yaşanan cami kundaklama olayları, bu şiddetin en son örneği olarak kayıtlara geçti. Nablus'un güneyindeki Havvara kasabasındaki bir cami ve Salfit kenti yakınlarındaki bir ibadethane, henüz kimliği belirlenemeyen gruplarca ateşe verildi. Saldırılarda ölen ya da yaralanan olmazken, camilerin iç kısımlarında ciddi hasar oluştu. İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in, yerleşimcilere yönelik "yumuşak" politika izlediği ve bu tür eylemlerin caydırıcılığını zayıflattığı eleştirileri gündemde.
İsrail Savunma Bakanlığı'na bağlı birimlerin, kundaklama olaylarına ilişkin soruşturma başlattığı bildirildi. Ancak Filistinli yetkililer, İsrail güvenlik güçlerinin yerleşimci şiddetini önlemekte yetersiz kaldığını ve zaman zaman bu gruplarla iş birliği yaptığını iddia ediyor. Kudüs ve Batı Şeria'daki insan hakları örgütleri, bu tür saldırıların "cezasızlık kültürü" nedeniyle arttığını vurguluyor. Filistin Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, "Bu saldırılar, İsrail'in işgal politikasının doğal bir sonucudur. Uluslararası toplum, bu suçlara karşı harekete geçmek zorundadır" ifadelerine yer verildi.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Batı Şeria'daki bu gelişmeler, bölgesel istikrar açısından kritik bir döneme denk geliyor. Gazze'de devam eden ateşkesin kırılganlığı, Lübnan ve Suriye'deki çatışma ortamı, bölgenin en büyük güvenlik sorunları arasında yer alıyor. Yerleşimci şiddetindeki artış, İsrail-Filistin çatışmasının çözümüne yönelik iki devletli çözüm vizyonuna yönelik güveni daha da zedeliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin bu konuda aldığı kararlara rağmen, İsrail'in yerleşim politikalarının sürdüğüne dikkat çekiliyor.
ABD yönetimi, İsrail'e yönelik geleneksel desteğini sürdürmekle birlikte, son dönemde yerleşimci şiddetini "kabul edilemez" olarak nitelendiren açıklamalar yaptı. Avrupa Birliği ise (AB), olayları kınayan bir bildiri yayımlayarak, tarafları itidale çağırdı. AB Dış İlişkiler Sözcüsü yaptığı açıklamada, "Sivillere yönelik her türlü şiddet, uluslararası hukukun açık ihlalidir. Bu saldırıların faillerinin adalet önüne çıkarılması gerekmektedir" dedi. Arap Birliği de konuya ilişkin acil toplantı kararı aldı. Öte yandan, İsrail'in güvenlik güçlerinin gözaltıları, Batı Şeria'daki Filistinli nüfus üzerinde psikolojik bir baskı oluşturuyor. Filistin İstatistik Bürosu'na göre, yılbaşından bu yana binden fazla Filistinli gözaltına alındı. Bu durum, işgal altındaki bölgelerde insan hakları ihlallerinin yaygınlaştığına dair raporları güçlendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Batı Şeria'daki bu gelişmeler, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği geleneksel desteği ve bölgesel politikalarını doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, geçmişte olduğu gibi bu saldırıları kınayacak ve Filistin yönetimine diplomatik destek sağlayacaktır. Ancak daha da önemlisi, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji projeleri ve bölgesel nüfuz mücadelesinde, İsrail-Filistin çatışmasının istikrarsızlaştırıcı etkisi Ankara'nın stratejik hesaplarında önemli bir değişken olarak durmaktadır. Bu tür olaylar, Türkiye'nin bölgede "arabulucu" rolünü güçlendirme çabalarını da etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'deki kamuoyunun Filistin davasına duyarlılığı düşünüldüğünde, hükümetin bu konudaki söylemini sertleştirmesi ve açıklamalar yapması beklenir.