Filistin Yönetimi'ne bağlı Duvar ve Yerleşimlere Karşı Komisyon, işgal altındaki Batı Şeria'da Ağustos ayında İsrail ordusu ve yerleşimcilerin Filistinlilere, topraklarına ve mülklerine yönelik 2.030 saldırı düzenlendiğini bildirdi. Salı günü açıklanan verilere göre, bu saldırıların 1.402'si işgal güçleri, 628'i ise yerleşimciler tarafından gerçekleştirildi. Komisyon, saldırıların yoğunluğunun son yıllarda görülmemiş bir seviyeye ulaştığına dikkat çekerek, uluslararası toplumun İsrail üzerindeki baskıyı artırması gerektiğini vurguladı.
Gelişmenin Arka Planı: Batı Şeria'da Artan Şiddet
Komisyonun aylık raporuna göre, İsrail ordusunun gerçekleştirdiği 1.402 saldırı arasında baskınlar, gözaltılar, arazi müsadereleri ve Filistinlilere ait evlerin yıkımı yer alıyor. Bu saldırılar sonucunda çok sayıda Filistinli yaralanırken, bazıları da hayatını kaybetti. Raporda ayrıca, yerleşimciler tarafından gerçekleştirilen 628 saldırının büyük bölümünün tarım arazilerine ve zeytin ağaçlarına zarar verme şeklinde olduğu, bu durumun Filistinlilerin geçim kaynaklarını tehdit ettiği ifade edildi.
Bu saldırıların arka planında, İsrail'in yasadışı yerleşim politikalarını genişletme çabaları ve Filistin topraklarını ilhak etme planları yer alıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Batı Şeria'daki İsrail yerleşimci nüfusu son yıllarda sürekli artış gösteriyor. 2023 yılında yapılan açıklamalarda, yeni yerleşim birimleri inşa edilmesi ve mevcut yerleşimlerin yasallaştırılması kararları uluslararası toplum tarafından kınanmıştı. Filistinli yetkililer, bu saldırıların İsrail hükümetinin yerleşim politikalarını destekleyen bir ortamda gerçekleştiğini ve bu durumun barış sürecine ciddi zarar verdiğini belirtiyor.
Komisyon raporu, saldırıların sadece fiziksel hasarla sınırlı olmadığını, aynı zamanda Filistin toplumunun psikolojik olarak da yıpratıldığını ortaya koyuyor. Özellikle gece baskınları ve ani gözaltıların toplum üzerinde korku yarattığı, çocukların eğitim hayatının olumsuz etkilendiği ve sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlandığı vurgulanıyor. Filistinli sağlık görevlileri, birçok köy ve kasabada İsrail askerlerinin kontrol noktalarında uzun bekleme sürelerinin yaşandığını ve bu durumun acil hastaların tedavisinde gecikmelere yol açtığını aktarıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Uluslararası Hukuk ve Barış Çabaları
Batı Şeria'daki bu gelişmeler, uluslararası hukuk ve insan hakları perspektifinden değerlendirildiğinde, İsrail'in uluslararası hukuka aykırı uygulamalarını gözler önüne seriyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, İsrail yerleşimlerini yasa dışı olarak nitelendiriyor ve derhal durdurulmasını talep ediyor. Ancak bu kararların uygulanmasına yönelik etkili bir mekanizma bulunmuyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) Filistin'de işlenen savaş suçlarına ilişkin soruşturması ise sürmekle birlikte, İsrail'in bu soruşturmaya yönelik diplomatik baskıları biliniyor.
Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve diğer ülkeler, yerleşim faaliyetlerini defalarca kınadı ancak İsrail üzerinde ekonomik veya siyasi yaptırım uygulamaktan kaçınıyor. Bu durum, Filistin yönetiminin uluslararası topluma yönelik güvenini sarsıyor. Filistin Başbakanı Muhammed Ştayyeh, son açıklamalarında uluslararası toplumun İsrail'i durdurmak için 'somut adımlar' atması çağrısında bulundu. Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı da benzer açıklamalarla İsrail'i kınarken, bölgesel gerilimin artmasından endişe duyuyor.
Uzmanlar, Batı Şeria'daki istikrarsızlığın sadece Filistin-İsrail çatışmasını derinleştirmekle kalmayacağını, aynı zamanda bölgesel çatışma riskini de artıracağı uyarısında bulunuyor. Özellikle son dönemdeki Gazze'de yaşanan gelişmeler ve Lübnan sınırındaki çatışmalar, bölgesel savaş ihtimalini gündeme getirmiş durumda. Batı Şeria'daki yaygın saldırıların, üçüncü bir cephenin açılmasına yol açabileceği endişesi, uluslararası diplomaside de tartışılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteğin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Türkiye, BM nezdinde ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda Filistin'in yanında yer alırken, Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki hak ihlallerine karşı sesini yükseltiyor. Bu rapor, Türk dış politikasının Filistin meselesindeki tutarlı duruşunu güçlendirecek veriler sunmaktadır. Ankara'nın bu verileri uluslararası platformlarda kullanarak İsrail'e yönelik eleştirilerini artırması beklenebilir. Ayrıca Türkiye, Filistinli mültecilere insani yardım sağlama konusundaki aktif tavrını bu tür raporlarla destekleyerek bölgedeki etkinliğini artırabilir. Ancak Türkiye'nin İsrail ile son dönemde normalleşme adımları, Filistin tarafında bazı endişelere yol açmış durumda. Bu nedenle Ankara'nın hem Filistin hem de İsrail ile ilişkilerini dengeli bir şekilde yürütmesi gerekmektedir.