Birleşmiş Milletler (BM), Batı Şeria'nın kuzeyindeki Kusra köyünde İsrailli yerleşimciler tarafından gıda, su ve elektrikten mahrum bırakılan Filistinli ailelere acil insani yardım ulaştırdı. BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) tarafından yapılan açıklamaya göre, yardım konvoyu 12 Ekim'de Kusra'ya ulaştı ve kuşatma altındaki hanelere gıda paketleri ile hijyen malzemeleri dağıttı. Bu gelişme, bölgede artan yerleşimci şiddeti ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik uluslararası endişelerin arttığı bir dönemde yaşanıyor.
Kuşatmanın Arka Planı ve Yerleşimci Şiddeti
Kusra, Nablus'un güneyinde, yaklaşık 4.000 kişilik bir nüfusa ev sahipliği yapıyor ve özellikle Eş-Şilo yerleşimi ve onun öncü karakollarıyla çevrili durumda. Filistinli sakinlere göre, yerleşimciler son aylarda köye giden ana yolları kapatarak, tarım arazilerine erişimi engelliyor ve hayvan sürülerine saldırıyor. BM ve insan hakları örgütleri, bu eylemlerin Filistinlileri bölgeyi terk etmeye zorlamayı amaçlayan sistematik bir taciz kampanyasının parçası olduğunu belirtiyor. Kusra sakinlerinden Muhammed Ebu Yusuf, yaptığı açıklamada, "Yerleşimciler her gün geliyor, ağaçlarımızı kesiyor, su tanklarımızı deliyor. Onlardan şikayet etmeye korkuyoruz çünkü askerler onları koruyor" dedi. İnsan hakları grupları, yerleşimci saldırılarının 2023'ün başından bu yana keskin bir artış gösterdiğini ve bu yılın ilk yarısında 100'den fazla Filistinli köyünün benzer saldırılara maruz kaldığını rapor ediyor.
Uluslararası Tepkiler ve Hukuki Boyut
BM ve Avrupa Birliği, İsrail'e yerleşimcilerin şiddet eylemlerini durdurma çağrısında bulunurken, Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) işgal altındaki topraklarda İsrail'in varlığının hukukiliğine ilişkin görüşü küresel kamuoyunda yankı buluyor. UAD'nin geçen ay verdiği danışma görüşünde, işgalin ve yerleşimci faaliyetlerinin uluslararası hukuku ihlal ettiği belirtilmişti. Bu görüş, Filistin yönetimi tarafından memnuniyetle karşılanırken, İsrail tarafından reddedildi. Öte yandan, İsrail ordusunun yerleşimcilere yönelik koruyucu tutumu ve yerleşimcilerin silahlı saldırılarına göz yumması, insan hakları örgütleri tarafından eleştiriliyor. İsrail hükümeti ise yerleşimcilerin güvenliğini sağladığını ve şiddet vakalarına karşı hukuki işlem başlatıldığını öne sürüyor. Ancak BM verilerine göre, yerleşimci saldırılarına ilişkin soruşturmaların yalnızca %2'si iddianameyle sonuçlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği diplomatik desteği bir kez daha gündeme getiriyor. Ankara, BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde Filistinlilerin haklarını savunuyor ve iki devletli çözümü destekliyor. Türkiye, yerleşimci şiddetinin artmasının bölgesel istikrarsızlığı derinleştirebileceğini vurgularken, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme çabalarını da sürdürüyor. Bu denge politikası çerçevesinde, Ankara'nın BM yardımlarını memnuniyetle karşılaması ve Filistin yönetimine insani destek sağlamaya devam etmesi bekleniyor. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da yaşayan Filistinlilere yönelik sosyal yardım programları, bu tür kriz anlarında önem kazanıyor. Bu olay, Türkiye'nin Orta Doğu'daki aktif diplomasisinin ve insani yardım rolünün bir parçası olarak değerlendirilebilir.