İran ile ABD arasındaki gerilim, son haftalarda art arda yaşanan füze saldırıları, hava sahası ihlalleri ve karşılıklı tehditlerle yeniden tırmanışa geçti. Uzmanlar, iki ülkenin de doğrudan bir savaşı göze alamayacağını ancak attıkları adımlarla 'vekâlet savaşları' üzerinden birbirlerini köşeye sıkıştırmaya çalıştığını belirtiyor. Peki, bu gerginlik nereye evriliyor? Orta Doğu'da yeni bir çatışma kapıda mı, yoksa taraflar kazanılması imkânsız bir savaşın eşiğinde mi?
Gelişmenin arka planı: Karşılıklı sert adımlar
Olayların perde arkasına bakıldığında, İran ile ABD arasındaki gerilimin kökleri, 2015 nükleer anlaşmasından ABD'nin çekilmesi ve ardından yaptırımların yeniden yürürlüğe konulmasına kadar uzanıyor. 2025 yılının ilk aylarında, Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gemi geçişi krizleri ve İran destekli grupların bölgedeki ABD üslerine yönelik saldırıları, Washington yönetiminin caydırıcılık politikasını sertleştirmesine neden oldu. Buna karşılık ABD, Basra Körfezi'ne ek uçak gemisi konuşlandırdı ve İran'a yeni yaptırımlar açıkladı. İran yönetimi ise nükleer faaliyetlerini hızlandırarak uluslararası topluma gözdağı verdi.
Geçtiğimiz hafta, İran Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı birliklerin, uluslararası sularda 'güvenlik tehdidi' gerekçesiyle bir ABD bandıralı ticari geminin geçişine el koymaya çalışması, tansiyonu zirveye taşıdı. ABD Donanması'na bağlı savaş gemilerinin müdahalesi sonucu ciddi bir çatışma yaşanmadan kontrol sağlandı. Bu olay, iki ülkenin savaş filosu büyüklüğündeki askeri varlığının bölgedeki hareketliliğini artırdı.
Bölgesel ve küresel boyut: Vekâlet savaşları ve enerji güvenliği
Orta Doğu'daki bu gerginlik, yalnızca iki ülke arasındaki bir anlaşmazlıktan ibaret değil. Bölgedeki müttefikler ve rakipler de bu kutuplaşmadan doğrudan etkileniyor. İsrail'in İran'a yönelik istihbarat operasyonları, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin ABD ile güvenlik işbirliğini derinleştirmesi, İran'ın ise Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husilere verdiği destek, çatışmanın yayılma riskini artırıyor. Enerji uzmanları, Hürmüz Boğazı'nın dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir nokta olduğuna dikkat çekiyor. Boğazda yaşanabilecek herhangi bir kriz, küresel enerji piyasalarında ani fiyat dalgalanmalarına yol açabilir ve ekonomik etkilerini dünya genelinde hissettirebilir.
Analistler, İran'ın nükleer programının bir 'pazarlık kozu' olarak kullanıldığını, ABD'nin ise seçim yılında şahin bir tutum sergileyerek iç kamuoyuna güçlü görünmek istediğini belirtiyor. Ancak, iki tarafın da 'topyekûn bir savaşın' sonuçlarının yıkıcı olacağının farkında olduğu ifade ediliyor. Ekonomik yaptırımlar altında zorlanan İran'ın açık bir çatışmayı kaldıramayacağı, ABD'nin ise Ortadoğu'da yeni bir askeri maceraya girmek istemediği biliniyor. Bu nedenle, tarafların 'savaşın eşiğinden dönme' taktiğiyle krizi yönetmeye çalıştığı yorumları yapılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-ABD gerginliği, Türkiye'yi doğrudan etkileyen birçok boyutu içinde barındırıyor. Öncelikle, Türkiye enerji ihtiyacının önemli bir kısmını komşusu İran'dan karşılıyor; olası bir çatışma, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini tehdit edebilir. Ayrıca, bölgede artan istikrarsızlık, Türkiye'nin sınır güvenliğini ve Kuzey Irak ile Suriye'deki askeri varlığını doğrudan etkileyecek bir gelişme. Türkiye, hem İran'la hem de ABD ile diyalog kanallarını açık tutarak krizin yayılmasını önlemeye çalışıyor. Ankara'nın, NATO müttefiki ABD ile İran arasında bir denge politikası izlemesi, bölgesel barışın korunmasına katkı sağlayabilir. Ancak, gerginliğin tırmanması halinde Türkiye'nin, güney sınırlarındaki göç akınları ve ticari kayıplar gibi yeni sorunlarla başa çıkması gerekebilir.