Pekin için temmuz ortası, yüzleri güldüren bir dönem olabilirdi. Pew Araştırma Merkezi’nin 37 ülkede yaptığı ankete göre Çin, 25 ülkede ABD’den daha olumlu algılanıyor; aralarında Almanya, Fransa gibi kilit Avrupa ülkeleri de var. Yurt içinde ise ikinci çeyrek GSYH büyümesi yıllık yüzde 4,7 ile beklentilerin üzerinde geldi. Ancak bu olumlu tablo, Batı ile derinleşen jeopolitik çatlağı gizleyemiyor. NATO’nun Çin’i “sistematik bir meydan okuma” olarak tanımlaması, AB’nin Çin’e yönelik ticaret soruşturmalarını yoğunlaştırması ve ABD’nin yarı iletken teknolojisine yönelik yeni kısıtlamaları, Pekin’de alarm zillerini çaldırıyor.
Batı bloku ve Çin’in stratejik izolasyon riski
Pew anketi, Çin’in imajının pandemi sonrası toparlanmasına rağmen, Batı kamuoyundaki temkinli havanın devam ettiğini gösteriyor. Özellikle Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde Çin’e yönelik olumsuz algı oranı yüzde 60’ın üzerinde. Bu eğilim, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle daha da keskinleşti. Batılı ülkeler, Çin’in Moskova’ya verdiği ekonomik ve diplomatik desteği yakından izliyor. Çin ise “soğuk savaş zihniyeti” olarak nitelediği bu dayanışmaya karşı kendi ittifak ağını güçlendirmeye çalışıyor. BRICS’in genişlemesi, Kuşak ve Yol Girişimi’nin yeni projeleri ve ASEAN ile derinleşen ticaret, Pekin’in alternatif arayışının somut adımları.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in son haftalarda yaptığı konuşmalarda “kesinlikle en kötü senaryoya hazırlıklı olun” ifadesi, ülkenin beklenmedik krizlere karşı hazırlık yaptığını ortaya koyuyor. Bu kapsamda Çin, enerji arz güvenliğinden gıda stokuna, yarı iletken yerlileştirmeden savunma harcamalarına kadar bir dizi alanda kendi kendine yeterlilik hedefliyor.
Küresel etkiler ve ekonomik yansımalar
Çin’in Batı’dan uzaklaşması, küresel tedarik zincirlerinde yeni kırılmalar yaratıyor. ABD ve Avrupa, kritik teknolojilerde Çin’e bağımlılığı azaltmak için “riskten arındırma” politikalarını hızlandırmış durumda. Öte yandan Çin, gelişmekte olan ülkelerle ticaretini artırarak Batı’nın yaptırım tehditlerine karşı tampon oluşturuyor. Ancak bu stratejinin uzun vadede sürdürülebilir olup olmadığı tartışılıyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, Çin ekonomisinin büyüme hızı yavaşlarken, Batı ile ticari bağların kopması hem Pekin hem de küresel ekonomi için maliyetli olacak. Uzmanlar, iki bloğun ayrışmasının dünya GSYH’sinde yıllık yüzde 2’ye varan kayba yol açabileceğini öngörüyor.
Bölgesel düzeyde ise Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki askerî faaliyetleri, Tayvan’a yönelik retoriği ve Rusya ile askerî iş birliği, Batılı ülkelerin endişelerini artırıyor. Pentagon’un yıllık raporuna göre, Çin nükleer başlık sayısını 2035’e kadar 1.500’e çıkarmayı planlıyor. Bu gelişmeler, Asya-Pasifik bölgesinde yeni bir silahlanma yarışını tetikliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin ile Batı arasında derinleşen ayrışma, Türkiye’nin çok yönlü dış politikasını daha karmaşık hale getiriyor. Ankara, hem NATO müttefiki olarak Batı ile dayanışma içinde olmak hem de Çin ile artan ticari ilişkilerini korumak zorunda. Çin, Türkiye’nin en büyük ikinci ticaret ortağı konumunda ve Kuşak ve Yol projeleri doğrudan Türk altyapısını ilgilendiriyor. Ancak Batı’nın Çin’e yönelik teknoloji kısıtlamaları, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu üçüncü ülkelerde yan sanayi ve tedarik zinciri açısından risk oluşturabilir. Ayrıca, Çin’in Orta Asya ve Balkanlar’daki artan etkisi, Türkiye’nin bölgesel çıkarlarıyla zaman zaman çatışabiliyor. Bu nedenle Türkiye’nin, Çin-Batı geriliminde bir denge politikası izlemesi ve kendi ulusal çıkarlarını ön planda tutması bekleniyor.