Fransa'nın Évian kentinde düzenlenen G7 Zirvesi'nden liderler "Ukrayna'ya destekte stratejik uyanış" sözleriyle ayrılırken, Kremlin'in sadece dokuz mil uzağındaki bir petrol rafinerisinin alevleri Moskova semalarını kırmızıya boyadı. Ukrayna'ya ait insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilen bu saldırı, Kiev'in Rus topraklarına yönelik en derin ve en cüretkar operasyonu olarak kayıtlara geçti. Saldırı, Batı başkentlerinde "acaba nereye kadar?" sorusunu yeniden gündeme getirirken, aynı zamanda Batı devlet aklının bilinmeyene ve risk almaya karşı toleransının sınırlarını da test ediyor.
G7'nin vaatleri ile sahadaki gerçekler arasındaki uçurum
Évian Zirvesi'nde G7 liderleri, Ukrayna'ya yeni güvenlik garantileri ve ekonomik yardım paketleri açıkladı. Almanya Başbakanı Olaf Scholz, "Putin'in zafer kazanmasına izin vermeyeceğiz" derken, ABD Başkanı Joe Biden ise Kiev'e F-16 eğitim programının hızlandırılacağını duyurdu. Ancak bu söylemlerin hemen ardından gelen drone saldırısı, Batı'nın Ukrayna'ya sağladığı desteğin dozajı konusunda ne kadar kararsız olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Saldırının hedefi olan Moskova Bölgesi'ndeki tesis, Rus petrol arzının önemli bir bölümünü karşılıyordu. Ukrayna genelkurmayı, bu tür saldırıların Rus lojistiğini ve savaş kapasitesini zayıflatmayı amaçladığını belirtiyor. Ancak Batılı yetkililer, özellikle Brüksel ve Washington'da, bu tür operasyonların savaşı tırmandırma riskine dikkat çekiyor. Bir ABD'li üst düzey diplomatın ismini vermeden yaptığı açıklamada, "Ukrayna'nın kendini savunma hakkı var, ama her silahın bir kullanım kuralı vardır" ifadeleri, Batı'nın ikilemini özetliyor.
Asıl soru şu: Batı devlet aklı, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana kendini "hesaplanabilir" ve "öngörülebilir" bir dünyaya o kadar alıştırdı ki, bugün Kiev'in yarattığı bu yeni belirsizlik karşısında adeta felç olmuş durumda. 1990'lardan bu yana küreselleşme, karşılıklı bağımlılık ve kurallara dayalı düzenin zaferi olarak yüceltilen bu yaklaşım, bugün ilk kez gerçek bir meydan okumayla karşı karşıya. Putin yönetiminin nükleer söylemi ve kırmızı çizgileri, Batı'nın risk almaktan kaçınmasına neden oluyor. Ancak Ukrayna, bu kırmızı çizgileri her geçen gün biraz daha esnetiyor.
Drone savaşları yeni bir dönemin habercisi mi?
Moskova'ya yönelik bu saldırı, sadece askeri değil, psikolojik bir etki de yarattı. Rusya'nın hava savunma sistemlerinin bu kadar derin bir noktada bir insansız hava aracını durduramamış olması, Rus halkında güvenlik algısını sarstı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in savaşı "Rus topraklarında hissedilmez" olarak tanımlama söylemi artık geçerli değil. Ukrayna, düşük maliyetli İHA'larla, Rusya'nın milyarlarca dolarlık hava savunma ağını delmeyi başarıyor.
Bu durum, küresel çapta askeri stratejileri de etkiliyor. ABD ve NATO, insansız hava araçlarının yaygınlaşması ve ucuzlamasıyla birlikte, hava üstünlüğü kavramının yeniden tanımlanması gerektiğini tartışıyor. Eğer bir ülke, en gelişmiş hava savunma sistemlerine sahip olsa bile, bir grup drone ile başkentinin kalbinde bir rafineriyi vurabiliyorsa, bu caydırıcılık kavramının da sorgulanması anlamına geliyor. Almanya ve Fransa, bu tür saldırıların savaşın yayılmasına yol açabileceği endişesiyle Kiev'e uzun menzilli silah göndermekte isteksiz davranırken, Polonya ve Baltık ülkeleri ise Ukrayna'nın elini güçlendirecek her türlü adımı destekliyor. Bu bölünme, NATO'nun stratejik birliğini test ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ukrayna'nın Rusya topraklarına yönelik bu tür derinlik operasyonları, Karadeniz'deki güç dengesini de doğrudan etkiliyor. Türkiye, Montrö Sözleşmesi kapsamında Karadeniz'deki deniz trafiğini kontrol ederken, savaşın kıyı bölgelerine sıçrama riski Ankara'nın güvenlik hesaplarını değiştirebilir. Ayrıca Türkiye, Ukrayna'ya insansız hava aracı tedarik eden ülkelerden biri olarak, çatışmanın bu boyutunda dolaylı bir rol oynuyor. Ancak Ankara, bir yandan da Rusya ile enerji ve turizm bağlarını sürdürmeye çalışıyor. Bu saldırılar, Türkiye'nin "denge siyaseti"ni daha da karmaşık hale getiriyor; çünkü her yeni tırmanış, hem Kiev'den destek talebini artırıyor hem de Moskova'nın Ankara'ya yönelik baskılarını yoğunlaştırabiliyor. Öte yandan, savaşın Karadeniz'in kuzeyine yayılması, Türkiye'nin tahıl koridoru ve enerji merkezi olma hedeflerini de riske atıyor.