Batı Afrika ülkeleri, 11. Our Ocean Konferansı'nda Doğu Atlas Okyanusu'nun dünyanın ilk açık deniz koruma alanlarından biri olarak sınıflandırılması için resmi bir girişim başlattı. Gine, Sierra Leone, Liberya ve Fildişi Sahili'nin öncülük ettiği bu adım, ulusal yetki alanlarının ötesindeki biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik küresel çabalarda yeni bir dönemi işaret ediyor. Açık denizler, ülkelerin münhasır ekonomik bölgelerinin (MEB) dışında kalan ve uluslararası sular olarak kabul edilen alanları kapsıyor. Bu bölgeler şu ana kadar sadece balıkçılık anlaşmaları ve denizcilik düzenlemeleriyle kısmen korunurken, bağlayıcı bir çevre koruma rejimi bulunmuyor.
Gelişmenin arka planı
Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (CBD) kapsamında 2022'de kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi, 2030 yılına kadar dünya yüzeyinin yüzde 30'unun koruma altına alınmasını hedefliyor. '30x30' olarak bilinen bu hedef, kara ve deniz alanlarını kapsıyor. Ancak açık denizler, uluslararası hukuktaki statüsü nedeniyle bu hedefin gerçekleştirilmesinde en büyük engellerden biri olarak görülüyor. Batı Afrika ülkelerinin bu hamlesi, Haziran 2023'te imzaya açılan ve ulusal yetki alanlarının ötesindeki deniz biyolojik çeşitliliğinin korunmasını amaçlayan BBNJ Anlaşması'nın (High Seas Treaty) uygulanmasında erken bir adım olarak nitelendiriliyor.
Doğu Atlas Okyanusu, özellikle göçmen balina türleri, deniz kaplumbağaları ve derin deniz mercan resifleri için kritik bir yaşam alanı. Bölge aynı zamanda yasadışı balıkçılık ve deniz kirliliği gibi tehditlerle karşı karşıya. Gine, Sierra Leone, Liberya ve Fildişi Sahili, bölgenin ekolojik önemine dikkat çekerek, koruma statüsünün bir an önce kazanılması için diplomatik girişimlerini hızlandırdı. Ülkeler, bu girişimin diğer bölgeler için de örnek teşkil etmesini umuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Batı Afrika ülkelerinin bu girişimi, küresel okyanus koruma çabalarında 'güney-kuzey' işbirliğine yeni bir boyut kazandırıyor. Gelişmekte olan ülkeler, tarihsel olarak açık deniz kaynaklarının kullanımında söz sahibi olamadıklarını belirterek, bu tür girişimlerin adil bir yönetim modeli oluşturulmasına katkı sağlayacağını vurguluyor. Öte yandan, balıkçılık endüstrisi ve deniz ticareti üzerindeki olası kısıtlamalar, bazı ülkelerin endişelerine yol açıyor. Koruma alanının oluşturulması, özellikle büyük ölçekli trol balıkçılığı ve derin deniz madenciliği gibi faaliyetleri sınırlayabilir. Bu durum, bölge ekonomileri için balıkçılığın önemli bir gelir kaynağı olduğu düşünüldüğünde, hassas bir dengeyi gerektiriyor.
Küresel ısınma ve okyanus asitlenmesi gibi faktörler, açık deniz ekosistemlerini tehdit ederken, Batı Afrika'nın girişimi, iklim değişikliğiyle mücadelede denizel karbon yutaklarının korunmasının önemini de gündeme getiriyor. Doğu Atlas Okyanusu'nun fitoplankton açısından zengin suları, atmosferden karbondioksit emiliminde kritik rol oynuyor. Uzmanlar, koruma alanının oluşturulmasının sadece biyolojik çeşitlilik için değil, iklim kriziyle mücadele için de hayati olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afrika kıtasıyla artan ekonomik ve diplomatik ilişkileri çerçevesinde Batı Afrika ülkelerinin bu girişimini yakından takip etmelidir. Türkiye'nin 'Afrika Açılımı' politikası kapsamında bölge ülkeleriyle artan ticaret hacmi, okyanus koruma alanlarının deniz ticareti ve balıkçılık faaliyetleri üzerinde yaratacağı kısıtlamaları etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye Doğu Akdeniz'de benzer açık deniz koruma alanı tartışmalarıyla karşı karşıyadır. Bu nedenle, BBNJ Anlaşması'nın uygulanması ve açık deniz koruma alanlarının oluşturulması sürecindeki diplomatik deneyimler, Türkiye'nin kendi çıkarlarını koruma stratejilerine ışık tutabilir. Bölgesel işbirliği fırsatları ve olası hukuki zorluklar, Türk dış politikası açısından dikkate değerdir.