Basra Körfezi’nde son günlerde yeniden tırmanan gerginlik, ABD ile İran arasında geçtiğimiz aylarda imzalanan mutabakatın kapsamının fazla geniş tutulduğu ve kilit bölgesel meselelerde farklı yorumlandığı yönünde ciddi endişelere yol açtı. Özellikle Hürmüz Boğazı’ndakı seyrüsefer serbestisi ve Lübnan’daki ateşkesin geleceği konularında tarafların çelişen pozisyonlar alması, anlaşmanın aslında ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koyuyor.
Mutabakatın Arka Planı ve Kırılgan Noktaları
Washington ile Tahran arasında Bahreyn ve Kuveyt’in arabuluculuğunda 2026 baharında varılan “Kapsamlı İstikrar Mutabakatı” (Comprehensive Stability Memorandum), bölgedeki birçok ihtilafı kapsayan bir çerçeve anlaşma olarak sunulmuştu. Anlaşma metni kamuoyuna açıklanmamış, ancak sızdırılan maddelere göre taraflar birbirlerine karşı doğrudan askeri eylemlerden kaçınmayı, Hürmüz Boğazı’ndan serbest geçişi garanti etmeyi ve Lübnan’daki ateşkese bağlı kalmayı taahhüt etmişti.
Ne var ki İranlı yetkililer son haftalarda Hürmüz Boğazı’ndaki “güvenlik önlemlerini artırma” adı altında devriye faaliyetlerini yoğunlaştırdı. ABD ise bunu anlaşmanın ihlali olarak nitelendirip Körfez’deki müttefikleriyle ortak tatbikatlar düzenledi. Daha da kritik olanı, Lübnan’da İran destekli Hizbullah ile İsrail arasındaki ateşkes hattında 10 Haziran’da meydana gelen sınır ihlali, her iki tarafın da anlaşmadaki “ateşkes” tanımını farklı yorumladığını gösterdi.
Guardian gazetesinin ele geçirdiği belgelere göre, ABD’li müzakereciler mutabakatı İran’ın bölgesel aktivitelerini sınırlandıracak bağlayıcı bir sözleşme olarak görürken, İranlı diplomatlar bunu “siyasi niyet beyanı” olarak yorumluyor. Örneğin İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, ABD’nin suçlamalarına yanıt olarak, “Mutabakat belirli bir coğrafyada askeri güç konuşlandırmamızı yasaklamamaktadır” açıklamasını yaptı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Körfez ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan ve BAE, anlaşmanın bu kadar hızlı çatlamasından endişe duyuyor. Küresel petrol arzının yaklaşık %20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki herhangi bir gerginlik, dünya enerji piyasalarını doğrudan etkiliyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), bölgedeki varlığını artırırken, Çin ve Hindistan da kendi enerji güvenlikleri için durumu yakından takip ediyor.
Avrupa Birliği, mutabakatın korunması için bir kriz yönetim masası kurdu. Fransa Cumhurbaşkanı, “Bir anlaşma imzaladıysanız, tartışmalı maddeleri yeniden müzakere edin, farklı yorum yaparak çıkmaza sürüklemeyin” çağrısında bulundu. Bu arada Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) da İran’ın nükleer faaliyetlerine ilişkin denetimlerin sürdüğünü ancak Körfez’deki askeri gerilimin bu süreci de riske attığını bildirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Basra Körfezi’ndeki bu yeni gerilim, Türkiye için hem enerji arz güvenliği hem de bölgesel istikrar açısından kritik. Türkiye, petrol ve doğalgaz ihtiyacının önemli bir bölümünü Körfez ülkelerinden ve İran’dan karşılıyor; Hürmüz Boğazı’nın güvenliği bu nedenle hayati. Ayrıca Ankara, hem ABD hem İran ile iyi ilişkilerini sürdürmeye çalışırken, iki ülke arasındaki olası bir çatışma Türkiye’yi tercih yapmak zorunda bırakabilir. Lübnan ateşkesinin bozulması ise Suriye ve Doğu Akdeniz’deki dengeleri de etkileyebilir. Türkiye’nin arabuluculuk rolü üstlenerek her iki tarafı da anlaşmanın ruhuna dönmeye ikna etmesi, kendi çıkarları açısından akıllıca bir hamle olacaktır.