ABD Yüksek Mahkemesi Yargıcı Amy Coney Barrett, Başkan Donald Trump'ın göçmenlik ajandasının temel direklerinden birini oluşturan doğumla vatandaşlık hakkını destekleyen oyu sonrası muhafazakâr kanattan sert eleştirilere ve cinsiyetçi saldırılara maruz kalıyor. Barrett, Başyargıç John Roberts ve Yargıç Brett Kavanaugh ile birlikte, ABD'de doğan herkesin otomatik olarak vatandaşlık kazanmasını öngören 14. Anayasa Değişikliği'ni koruyan kararda etkili oldu. Bu karar, Trump yönetiminin sınır dışı etme ve vatandaşlık kısıtlaması politikalarına karşı önemli bir yargısal zafer olarak nitelendirildi.
Kararın arka planı ve yankıları
Mahkeme, 5-4 oyla, federal hükümetin doğumla vatandaşlığı sona erdirme yetkisini reddetti. Barrett, Roberts ve Kavanaugh'un yanı sıra liberal kanattan üç yargıç da karar lehinde oy kullandı. Barrett'ın kararı, onu atayan Trump'ın desteğini kaybetmesine ve muhafazakâr yorumcular tarafından 'ihanet' olarak nitelendirilmesine yol açtı. Özellikle sağ görüşlü medya ve bazı Cumhuriyetçi senatörler, Barrett'ın 'orijinalist' duruşundan saptığını iddia ediyor. Cinsiyetçi söylemler de gecikmedi: Barrett'ın 'Kavanaugh ve Roberts'ın etkisi altında kaldığı' yönünde imalarda bulunuldu.
Trump ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada 'Yüksek Mahkeme'nin bu kararı ABD'yi yabancıların akınına açık hale getiriyor' ifadelerini kullandı. Beyaz Saray, anayasa değişikliği için Kongre'ye baskı yapmayı sürdürecek. Kararın, özellikle sınır güvenliği ve göçmenlik reformu tartışmalarında yeni bir dönemeç olduğu belirtiliyor. Barrett'ın bu hamlesi, 2024 seçimleri öncesinde muhafazakâr seçmeni kutuplaştıran bir faktör olarak öne çıkıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu karar, yalnızca ABD iç siyasetini değil, aynı zamanda uluslararası göç hukuku ve insan hakları normlarını da etkiliyor. Doğumla vatandaşlık uygulaması, Kanada ve Meksika gibi komşu ülkelerde de benzer tartışmaları alevlendirebilir. ABD'nin bu konudaki tutumu, diğer ülkelerin vatandaşlık politikalarına emsal teşkil ediyor. Özellikle Latin Amerika ülkeleri, ABD'deki bu yargısal kararı kendi hukuk sistemlerinde referans olarak kullanabilir. Aynı zamanda, AB'nin vatandaşlık ve iltica politikalarıyla ilgili düzenlemelerini de etkileyebilir. Uluslararası toplum, ABD Yüksek Mahkemesi'nin bu kararını, göçmen hakları bağlamında önemli bir kazanım olarak değerlendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye-ABD ilişkilerinde göç ve vatandaşlık konularında dolaylı etkiler yaratabilir. ABD'nin doğumla vatandaşlık politikasını koruması, Türk vatandaşlarının ABD'de doğan çocuklarının vatandaşlık haklarını güvence altına alıyor. Ancak Trump yönetiminin bu karara tepkisi, iki ülke arasındaki vize ve göçmenlik müzakerelerinde yeni gerilimlere yol açabilir. Ayrıca, ABD'deki muhafazakâr-moderat yargı tartışmaları, Türkiye'nin yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü konularında uluslararası alanda referans gösterebileceği bir örnek oluşturuyor. Küresel ölçekte ise bu karar, vatandaşlık kavramının yeniden tanımlanmasına yönelik tartışmaları canlı tutuyor.