Tayland'ın başkenti Bangkok'u muson sellerinden korumak için alınan önlemler, başkentin kuzeyindeki kırsal toplulukları ağır bir bedel ödemeye zorluyor. Ayutthaya eyaletinde, nehir kenarındaki köylerde yaşayan halk, yetkililerin başkenti kurtarmak amacıyla suyu bilinçli olarak bu bölgelere yönlendirmesi nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalıyor. Kamonchanok Sathaphonamonwut'un Ayutthaya'daki evi, yerden üç metreden fazla yükseklikte inşa edilmiş olmasına rağmen, yükselen sular karşısında yetersiz kaldı. Ailesi, su seviyesinin hızla yükselmesiyle birlikte eşyalarını kurtarmak için mücadele ederken, bölgede yaşam felç oldu.
Başkenti korumak için alınan kararlar ve kırsalın göz ardı edilmesi
Tayland hükümeti, her yıl muson yağmurlarının neden olduğu su baskınlarıyla baş etmek için kapsamlı bir taşkın yönetimi stratejisi uyguluyor. Bu stratejinin merkezinde, başkent Bangkok'un ekonomik ve siyasi önemi nedeniyle korunması öncelik taşıyor. Yetkililer, barajlardan kontrollü su bırakarak ve nehir yataklarını genişleterek, suyun başkente ulaşmadan önce kırsal alanlarda depolanmasını veya yönlendirilmesini sağlıyor. Ancak bu politikalar, Ayutthaya gibi tarihi ve tarımsal açıdan önemli bölgelerde yaşayan binlerce insanın hayatını olumsuz etkiliyor. Köylüler, su baskınlarının sadece evlerini değil, pirinç tarlalarını ve geçim kaynaklarını da yok ettiğini belirtiyor. Hükümetin tazminat ödemeleri ise yetersiz kalıyor; birçok aile, zararlarının karşılanması için aylarca beklemek zorunda kalıyor.
Uzmanlar, Tayland'ın taşkın yönetimi politikasının uzun yıllardır Bangkok lehine işlediğini, kırsal kesimin ise sistematik olarak ihmal edildiğini vurguluyor. İklim değişikliğinin etkisiyle muson yağışlarının düzensizleşmesi ve deniz seviyesinin yükselmesi, bu eşitsizliği daha da derinleştiriyor. Bangkok, deniz seviyesinden sadece 1,5 metre yükseklikte ve zemin çökmesi sorunuyla karşı karşıya. Bu nedenle başkentin korunması hayati önem taşıyor; ancak bu koruma sağlanırken kırsal nüfusun haklarının gözetilmesi gerekiyor. Sivil toplum kuruluşları, hükümetin su yönetimi kararlarında yerel halkın görüşlerini alması ve adil tazminat mekanizmaları oluşturması çağrısında bulunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: İklim krizi ve kent-kır çatışması
Tayland'daki durum, iklim değişikliğinin yol açtığı aşırı hava olaylarının kentler ve kırsal alanlar arasındaki eşitsizliği nasıl derinleştirdiğinin çarpıcı bir örneği. Güneydoğu Asya'da birçok ülke benzer sorunlarla boğuşuyor: Vietnam'ın Mekong Deltası'nda, Filipinler'de ve Endonezya'da da kent merkezlerini korumak için kırsal bölgeler feda edilebiliyor. Bu durum, küresel iklim müzakerelerinde sıkça dile getirilen "iklim adaleti" kavramını gündeme getiriyor. Gelişmekte olan ülkeler, iklim değişikliğinden en az sorumlu olmalarına rağmen en ağır sonuçlara katlanmak zorunda kalıyor. Tayland örneğinde, hükümetin Bangkok'u koruma kararı ekonomik rasyonaliteye dayanıyor; zira başkent, ülke GSYİH'sinin yaklaşık yüzde 40'ını üretiyor. Ancak bu karar, kırsal kesimde yaşayan ve genellikle düşük gelirli olan toplulukların üzerinde orantısız bir yük oluşturuyor. Uluslararası kuruluşlar, sürdürülebilir su yönetimi ve kapsayıcı iklim politikaları için çağrıda bulunuyor. Tayland hükümeti ise hem başkenti hem de kırsalı koruyacak daha dengeli bir yaklaşım geliştirmek için baskı altında.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Tayland'daki bu gelişme, Türkiye'nin de yakından tanıdığı bir ikilemi yansıtıyor: hızla büyüyen metropolleri sel ve taşkın risklerinden korurken, kırsal bölgelerin haklarını ve çevreyi gözetmek. Türkiye'de de özellikle Karadeniz ve Marmara bölgelerinde yaşanan sellerde, kent merkezlerinin korunması için yapılan altyapı çalışmaları bazen çevre ve tarım arazileri üzerinde baskı oluşturuyor. İstanbul ve diğer büyük şehirlerde artan sel riski, iklim değişikliğinin etkisiyle daha da belirginleşiyor. Tayland örneği, Türkiye için bir uyarı niteliğinde: sürdürülebilir su yönetimi ve iklim adaleti, sadece çevresel değil aynı zamanda sosyal ve ekonomik bir zorunluluk. Türkiye, kendi taşkın yönetimi politikalarını geliştirirken yerel toplulukları sürece dahil etmeli ve doğa temelli çözümlere yönelmelidir. Ayrıca, iklim değişikliğine uyum konusunda uluslararası işbirlikleri ve finansman mekanizmaları, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için kritik önem taşıyor.