Amerika Birleşik Devletleri'nin kuruluş hikayesi dendiğinde akla gelen ilk isimler arasında George Washington, Thomas Jefferson ve Benjamin Franklin yer alırken, Bağımsızlık Bildirgesi'ni imzalamayı reddeden bir 'Kurucu Baba' neredeyse tamamen unutuldu. John Dickinson, 4 Temmuz 1776'da Kıta Kongresi'nde yapılan oylamada 'hayır' oyu kullanan birkaç delegeden biriydi. Ancak tarihçilere göre Dickinson bağımsızlık fikrine karşı değildi; sadece sürecin daha yumuşak ve kansız ilerlemesi gerektiğine inanıyordu.
Gelişmenin Arka Planı: Bir 'Evet'çinin Hayır'ı
John Dickinson, Amerikan Devrimi öncesinde İngiltere'ye karşı en etkili muhaliflerden biriydi. 1765'te yazdığı 'Pennsylvania Çiftçisinden Mektuplar' adlı eseri, sömürgelerde geniş yankı uyandırdı ve Dickinson'a büyük bir ün kazandırdı. Ancak 1776'ya gelindiğinde, savaşın eşiğinde, Dickinson bağımsızlık ilanının bir an önce yapılmasına karşı çıktı. Ona göre bu adım, Fransa gibi Avrupalı güçlerin desteğini almadan atılırsa, sömürgeleri askeri bir felakete sürükleyebilirdi. Dickinson'un önerisi, İngiltere ile uzlaşma için son bir şans tanınmasıydı. Aksi takdirde, kan dökülecekti.
Tarihçiler, Dickinson'un pozisyonunu genellikle 'ılımlı' olarak tanımlar. Delaware Üniversitesi'nden Profesör John A. Munroe, 'Dickinson bağımsızlığa karşı değildi, ancak bunun kademeli ve kansız bir şekilde gerçekleşmesini istiyordu' diyor. Oylamada ret oyu kullanan Dickinson, daha sonra Kıta Kongresi'nden ayrılmak zorunda kaldı. Ancak yine de Amerikan Devrimi'ne katkıda bulunmaktan geri durmadı; savaş sırasında milis kuvvetlerinde görev aldı ve Anayasa'nın yazılmasında önemli rol oynadı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Ilımlılığın Bedeli
Dickinson'un hikayesi, sadece ABD tarihinin erken dönemine ışık tutmakla kalmıyor, aynı zamanda devrim süreçlerinde ılımlı seslerin nasıl marjinalleştirilebileceğini de gösteriyor. Dickinson'un itirazına rağmen Bağımsızlık Bildirgesi kabul edildi ve savaş başladı. O dönemde 'hayır' oyu kullanan delegelerin çoğu daha sonra pişmanlık duydu. Ancak Dickinson hiçbir zaman fikrini değiştirmedi; 1808'de ölene kadar federal hükümetin gücüne karşı uyarılarda bulundu. Bugün, Dickinson College gibi kurumlar onun adını taşıyor olsa da, genel kamuoyunda adı pek bilinmiyor. Bu durum, tarih yazımının genellikle kazananların sesini yükselttiğini, kaybedenlerin ise unutulmaya terkedildiğini hatırlatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
John Dickinson'un bağımsızlık karşıtlığı, doğrudan Türkiye ile ilgili olmasa da, tarihsel bir ders niteliği taşıyor. Türkiye gibi sık sık rejim değişiklikleri ve darbe girişimleriyle anılan bir ülkede, ılımlı seslerin nasıl susturulduğu veya tarihin nasıl yeniden yazıldığı meselesi güncelliğini koruyor. Dickinson'un hikayesi, Türk okuyuculara siyasi dönüşümlerde farklı görüşlerin temsil edilmesinin önemini hatırlatıyor. Aynı zamanda, bugünkü ABD-Türkiye ilişkilerinde sıkça vurgulanan 'ortak değerler' söyleminin, aslında tek sesli olmadığı gerçeğini de ortaya koyuyor.