Dünyanın en stratejik su yollarından Bab el-Mandeb Boğazı'nın suları, başarısız bir uluslararası düzenin kanıyla kızarıyor. Modern tarihte ilk kez, gezegenin en hayati iki deniz geçişi—Hürmüz Boğazı ve Bab el-Mandeb—eşzamanlı ve sürekli bir saldırı altında. Bu, yalnızca bir askeri kriz değil; küresel ticaretin, enerji güvenliğinin ve denizlerdeki serbest dolaşımın temel ilkelerine yönelik bir meydan okuma. Yemen'deki Husiler, İran'ın desteğiyle Bab el-Mandeb'de ticari gemilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırırken, İran'ın kendisi de Hürmüz Boğazı'nda benzer bir baskı kuruyor. Bu iki noktadan günlük geçen petrol miktarı, dünya arzının yaklaşık üçte birine tekabül ediyor. Saldırıların devam etmesi halinde küresel tedarik zincirlerinde kırılma, sigorta primlerinde patlama ve enerji fiyatlarında ani yükseliş kaçınılmaz görünüyor.
Kızıldeniz'de Ateş Hattı: Gemiler Tehdit Altında
Bab el-Mandeb, Kızıldeniz'i Aden Körfezi'ne bağlayan 30 kilometre genişliğindeki dar geçittir. Her gün yaklaşık 6,5 milyon varil petrol ve 3,5 milyon ton kargo buradan taşınır. Husiler, Kasım 2023'ten bu yana İsrail'le bağlantılı olduğunu iddia ettikleri en az 15 ticari gemiye insansız hava araçları ve füzelerle saldırdı. ABD ve İngiltere'nin Ocak 2024'te başlattığı ortak hava harekâtı, Husilerin saldırı kapasitesini geçici olarak azaltsa da tehdidi tamamen ortadan kaldıramadı. Husiler, saldırılarının Gazze'deki savaşın sona ermesine kadar süreceğini açıkladı. Bu durum, küresel nakliye şirketlerini Ümit Burnu rotasına yönelmeye zorladı, bu da seyahat sürelerini %40 artırdı ve navlun ücretlerini dört katına çıkardı.
Öte yandan Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi'ni Umman Denizi'ne bağlar ve dünya petrolünün %20'sinden fazlasının geçiş noktasıdır. İran, 2019'da bir dizi tankere el koyarak ve mayın döşeyerek bu boğazı kapatma tehdidini canlı tuttu. Son haftalarda İran Devrim Muhafızları'nın küçük botlarla ticari gemilere tacizde bulunduğu rapor ediliyor. Uzmanlar, iki boğazın eşzamanlı olarak kapatılması halinde küresel ekonominin 24 saat içinde durma noktasına gelebileceğini belirtiyor.
Yeni Bir Jeo-stratejik Gerçeklik: Darboğazlar Silaha Dönüştü
Soğuk Savaş sonrası dönemin temel varsayımlarından biri, deniz ticaret yollarının serbest ve güvenli olduğuydu. Ancak bu varsayım artık geçerli değil. Devlet dışı aktörlerin elindeki gelişmiş güdümlü mühimmatlar, dar su geçişlerini etkili bir şekilde kapatma yeteneği veriyor. Husilerin elindeki İran yapımı gemisavar füzeler ve kamikaze insansız araçlar, maliyeti milyarlarca dolar olan savaş gemilerine karşı asimetrik bir tehdit oluşturuyor. ABD Donanması, Kızıldeniz'de Husilerin füzelerini durdurmak için her biri 2 milyon dolara mal olan SM-2 ve SM-6 füzeleri kullanıyor; bu maliyet, Husilerin kullandığı İran yapımı füzelerin onlarca katı. Ekonomik etki de ciddi: Küresel navlun oranları Aralık 2023'ten bu yana ikiye katlandı, Akdeniz'deki konteyner taşımacılığı %30 arttı. Uzun vadede, darboğaz savaşı çağı, tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırılmasına ve deniz güvenliğinin yeni bir kolektif çerçevede ele alınmasına yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bab el-Mandeb'deki kriz, Türkiye'nin enerji ve ticari çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, ham petrol ithalatının yaklaşık %30'unu Orta Doğu ülkelerinden (başta Irak ve Suudi Arabistan) sağlıyor; bu petrolün büyük kısmı Bab el-Mandeb üzerinden taşınıyor. Geçiş güvenliğinin bozulması, Türkiye'de enerji fiyatlarını yukarı çekebilir ve cari açığı büyütebilir. Ayrıca Türk limanlarına yönelen Asya ticaret rotaları (Orta Koridor), bu boğazın güvenliğine bağımlıdır. Türkiye, Kızıldeniz'de hem ticari gemilerini korumak hem de bölgedeki askeri varlığını sürdürmek için 2024'te Cibuti'deki askeri üssünü takviye etme kararı aldı. Husilerle doğrudan bir çatışma riski olmasa da Türkiye, İran'ın bölgedeki nüfuzuna karşı Suudi Arabistan ve BAE ile dengeli bir diplomasi yürütmek zorunda. Sonuç olarak, darboğaz savaşları çağı Türkiye'yi deniz güvenliğine daha fazla yatırım yapmaya ve alternatif enerji koridorlarını (Kafkasya, Doğu Akdeniz) hızlandırmaya itiyor.