Avustralya'da yapılan yeni bir araştırma, vahşi kedilerin (feral cats) yerli yaban hayatı üzerindeki yıkıcı etkisinin daha önce tahmin edilenden çok daha büyük olduğunu ortaya koydu. Bilim insanları, bu kedilerin özellikle küçük memeliler ve kuşlar üzerindeki predasyon baskısının, türlerin hızla yok olmasına yol açtığını ve acil önlem alınmazsa birçok endemik türün kaybedileceğini belirtiyor. Araştırmacılar, kıtanın dört bir yanında kedilerin dışlanması için çitlerle çevrili 'güvenli sığınaklar' (safe havens) oluşturulması çağrısında bulunuyor.
Kedilerin Avustralya Yaban Hayatına Etkisi Sanılandan Büyük
Avustralya Ulusal Bilim Ajansı (CSIRO) ve çeşitli üniversitelerden araştırmacıların ortaklaşa yürüttüğü çalışma, vahşi kedilerin kıta genelinde her yıl milyarlarca yerli hayvanı öldürdüğünü ortaya koydu. Daha önce yapılan tahminler, kedilerin yılda yaklaşık 1,4 milyar memeli, kuş ve sürüngeni öldürdüğünü öne sürüyordu. Ancak yeni araştırma, bu sayının özellikle küçük memeliler (örneğin keseli fareler ve sıçanlar) için iki katından fazla olabileceğini gösteriyor. Kedilerin, Avustralya'nın benzersiz ekosisteminde evrimsel olarak hiç karşılaşmadıkları türler için özellikle yıkıcı olduğu vurgulanıyor. Yerli hayvanlar, kedilere karşı kaçma veya savunma davranışı geliştirmemiş durumda; bu da onları kolay av haline getiriyor.
Bilim insanları, kedilerin özellikle yeni doğan keseli türleri ve yuva yapan kuşları hedef aldığını, bu durumun popülasyonların hızla çökmesine neden olduğunu ifade ediyor. Örneğin, Avustralya'nın ikonik türlerinden olan ve şu anda kritik tehlike altında bulunan 'kısa burunlu keseli sıçan' (numbat) üzerinde yapılan gözlemler, kedilerin bu türün neslinin tükenmesinde başlıca etken olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar, kedilerin yanı sıra habitat kaybı ve iklim değişikliği gibi faktörlerin de etkileşerek türler üzerindeki baskıyı artırdığını belirtiyor.
Çitlerle Korunan Güvenli Sığınaklar Çözüm Olabilir
Çalışmanın başyazarı Dr. Sarah Legge, kedilerin tamamen ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını, ancak yerel ölçekte koruma altına alınmış alanların türlerin hayatta kalmasını sağlayabileceğini söylüyor. Legge, 'Kedilere karşı etkili bir şekilde korunabilecek, çitlerle çevrili ve kedisiz bölgeler oluşturmalıyız. Bu 'güvenli sığınaklar' içinde nesli tükenmekte olan türleri yeniden üretip, popülasyonlarını artırabiliriz' diyor. Bu yöntem, batı Avustralya'daki bazı bölgelerde başarıyla uygulanmış durumda. Örneğin, 'Mt Gibson Yaban Hayatı Sığınağı' adlı 7.800 hektarlık çitle çevrili alanda, kediler ve tilkiler tamamen dışlanmış; bu sayede birçok nesli tükenmekte olan türün popülasyonu önemli ölçüde artmış.
Ancak bilim insanları, bu tür sığınakların kurulmasının ve bakımının maliyetli olduğuna dikkat çekiyor. Uzmanlar, hükümetin bu projelere uzun vadeli fon sağlaması ve daha geniş bir ulusal strateji geliştirmesi gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, kedi kontrolü için halkın bilinçlendirilmesi, evcil kedilerin tasmalı gezdirilmesi ve sokak kedilerinin toplanması gibi önlemlerin de yaygınlaştırılması öneriliyor. Avustralya'da vahşi kedilerin sayısının 2-4 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor ve bu kedilerin her yıl ortalama 2,1 milyar yerli hayvanı öldürdüğü hesaplanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avustralya'daki kedi sorunu, dünya genelinde istilacı türlerin yerli ekosistemler üzerindeki etkisine dair önemli bir örnek teşkil ediyor. Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin 2022'de yayımladığı rapor, istilacı yabancı türlerin küresel çapta yerli türlerin yok olmasında beşinci en büyük etken olduğunu ortaya koymuştu. Kediler, dünya genelinde 63 türün yok olmasında doğrudan rol oynamış durumda. Uzmanlar, bu durumun sadece Avustralya'ya özgü olmadığını, Yeni Zelanda ve bazı Pasifik adalarında da benzer sorunların yaşandığını belirtiyor. Yeni Zelanda, 2050 yılına kadar tüm zararlı istilacı türleri (kediler dahil) ortadan kaldırma hedefini açıklamıştı.
Bilim insanları, iklim değişikliğinin de bu sorunu derinleştirebileceğini ifade ediyor. Artan sıcaklıklar ve kuraklıklar, yerli türlerin yaşam alanlarını daraltırken, kedilerin kontrolsüz bir şekilde yayılmasını kolaylaştırabilir. Bu nedenle, ekosistemlerin korunması ve biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilmesi için istilacı tür kontrolünün iklim politikalarıyla entegre bir şekilde ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Araştırmacılar, Avustralya'nın bu alandaki deneyimlerinin diğer ülkeler için de değerli bir ders niteliğinde olduğunu söylüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, biyolojik çeşitliliğin korunması ve istilacı türlerle mücadele konusunda önemli bir küresel örnek oluşturuyor. Türkiye, zengin biyolojik çeşitliliğe sahip bir ülke olarak, benzer tehditlerle karşı karşıya. Özellikle sokak kedileri ve başıboş hayvanların yerli türler üzerindeki etkisi tartışma konusu. Türkiye'de kediler kültürel olarak özel bir yere sahip olmakla birlikte, nesli tehlike altındaki türlerin korunması için dengeli bir yaklaşım geliştirilmesi gerekiyor. Ayrıca, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler kapsamında biyolojik çeşitlilik eylem planlarını uygulaması ve istilacı türlerle mücadele stratejileri geliştirmesi bekleniyor. Bu tür küresel araştırmalar, Türkiye'de de doğa koruma politikalarının gözden geçirilmesi için bir fırsat sunuyor.