Avustralya hükümetinin, ülkenin önde gelen araştırma kurumları ile Çin'in iki prestijli üniversitesi arasındaki ortaklıkları sona erdirme kararı, Canberra'nın araştırma güvenliği politikasında Washington ile uyumlu hareket ettiği yönündeki endişeleri artırdı. Bu adım, ABD'nin Çin merkezli araştırma kuruluşlarına yönelik kısıtlamalarını genişletmesinin hemen ardından geldi. Uzmanlar, bu kararın Avustralya'nın bilimsel topluluğunu izole edebileceğini ve küresel araştırma iş birliğinden dışlanmasına yol açabileceğini belirtiyor.
Gelişmenin arka planı
Avustralya Hükümeti, ulusal güvenlik gerekçesiyle Queensland Üniversitesi ile Çin'in Şanghay Jiao Tong Üniversitesi ve Nanjing Üniversitesi arasındaki iş birliği anlaşmalarını feshetti. Söz konusu ortaklıklar, özellikle savunma ve ileri teknoloji alanlarındaki araştırmaları kapsıyordu. Karar, Avustralya İçişleri Bakanlığı'nın yürüttüğü bir güvenlik incelemesinin ardından alındı. İnceleme raporunda, bu iş birliklerinin Avustralya'nın ulusal çıkarlarına zarar verebilecek teknoloji transferlerine yol açabileceği ifade edildi.
Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, kararın 'ülkenin araştırma bütünlüğünü ve ulusal güvenliğini korumak' amacı taşıdığını savundu. Ancak bu açıklama, bilim camiasında şaşkınlık ve hayal kırıklığı yarattı. Queensland Üniversitesi Rektörü Profesör Deborah Terry, yaptığı yazılı açıklamada, bu kararın üniversitenin küresel araştırma ağına darbe vuracağını ve bilimsel ilerlemeyi engelleyeceğini belirtti. Terry, 'Uluslararası iş birliği, modern bilimin temelidir. Bu tür kısıtlamalar, yalnızca Avustralya'yı değil, tüm dünyayı etkileyen kritik sorunlara çözüm bulma çabalarını sekteye uğratır' ifadelerini kullandı.
Kararın perde arkasında, ABD'nin son yıllarda Çin'e yönelik teknoloji ve araştırma alanındaki yaptırımlarının etkisi olduğu değerlendiriliyor. Washington yönetimi, özellikle yapay zeka, kuantum hesaplama ve biyoteknoloji gibi alanlarda Çin ile iş birliğini sınırlandırmak için kapsamlı bir strateji izliyor. Avustralya'nın bu politikaya uyum sağlaması, ülkenin beş göz istihbarat ittifakı üyeliğiyle de ilişkilendiriliyor. Ancak uzmanlar, bu yakınlaşmanın bilimsel bağımsızlık açısından riskler taşıdığına dikkat çekiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Avustralya'nın bu adımı, Asya-Pasifik bölgesinde bilimsel diplomasi açısından önemli bir dönüm noktası olabilir. Çin, son yıllarda araştırma altyapısına yaptığı devasa yatırımlarla küresel bilimde kilit bir oyuncu haline geldi. Doğa Endeksi verilerine göre, Çin artık en çok bilimsel makale yayımlayan ülke konumunda. Bu durum, Çin ile iş birliğini kesmenin bedelinin her geçen gün arttığını gösteriyor.
Avustralya'daki bazı akademisyenler, hükümetin kararının 'aşırı temkinli' olduğunu ve ülkenin bilimsel rekabet gücünü zayıflatacağını savunuyor. Melbourne Üniversitesi'nden Profesör Sarah Biddulph, 'Çin'deki üniversitelerle ortaklıklar, Avustralya'ya önemli finansman ve bilgi akışı sağlıyor. Bu tür kararlar, ülkemizi küresel araştırma ağından kopararak inovasyon kapasitemizi düşürebilir' dedi.
Öte yandan, bu gelişmenin yalnızca Avustralya ile sınırlı kalmayacağı, diğer Batılı ülkeleri de etkileyeceği öngörülüyor. İngiltere, Kanada ve Yeni Zelanda gibi ülkelerin de benzer güvenlik endişeleriyle Çin'le araştırma iş birliklerini gözden geçirmesi bekleniyor. Bu durum, küresel bilim dünyasında 'Soğuk Savaş' benzeri bir ayrışmaya yol açabilir. Bilim insanları, bu tür politikaların uzun vadede araştırma sonuçlarının paylaşımını yavaşlatacağını ve iklim değişikliği, salgın hastalıklar gibi küresel sorunlarla mücadeleyi olumsuz etkileyeceğini dile getiriyor.
Avustralya'nın kararının ekonomik boyutu da dikkat çekiyor. Çinli öğrenciler, Avustralya üniversitelerindeki en büyük uluslararası öğrenci grubunu oluşturuyor ve ülke ekonomisine yıllık milyarlarca dolar katkı sağlıyor. Araştırma iş birliklerinin kesilmesi, yalnızca akademik alanı değil, eğitim sektörünü de olumsuz etkileyebilir. Bu durum, iki ülke arasında zaten hassas olan ilişkileri daha da germe potansiyeli taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avustralya ile Çin arasındaki bu bilimsel kopuş, Türkiye için önemli dersler içeriyor. Türkiye, son yıllarda hem Batılı ülkelerle hem de Çin ile araştırma iş birliklerini geliştirme stratejisi izliyor. Bu tür kutuplaşmalar, Türkiye'nin bilim diplomasisinde dengeli bir yol izlemesinin önemini ortaya koyuyor. Özellikle yapay zeka ve savunma teknolojileri gibi alanlarda dışa bağımlılığın azaltılması, bu tür jeopolitik gerilimlerin olumsuz etkilerinden korunmak için kritik. Türkiye, kendi araştırma altyapısını güçlendirerek ve çok taraflı iş birliklerini çeşitlendirerek, bu tür dış politika dalgalanmalarından en az şekilde etkilenmeyi hedeflemelidir.