Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler, son yıllarda inişli çıkışlı bir seyir izlerken, bu kez iki kıtanın kamuoyu arasında nadir görülen bir fikir birliği ortaya çıktı. Guardian gazetesinde yayımlanan bir okur mektubunda Eric Jansson, Avrupalıların yalnızca yüzde 10'unun ABD'yi müttefik olarak gördüğünü belirten anket sonuçlarına dikkat çekiyor. Jansson, bir ülkenin yöneticileriyle halkı arasında ayrım yapmanın önemini vurgulayarak, kamuoyu yoklamalarının bu düşüşü yanlış yansıtabileceğini savunuyor.
Anketler ne söylüyor?
Söz konusu anket, Avrupa'nın önde gelen düşünce kuruluşlarından biri tarafından hazırlanmış ve 12 ülkede 12 bin kişiyle görüşülmüştür. Sonuçlara göre, Avrupalıların yalnızca yüzde 10'u ABD'yi güvenilir bir müttefik olarak değerlendirirken, bu oran on yıl önce yüzde 45 civarındaydı. Düşüşteki en önemli faktörler arasında ABD'nin son yıllarda izlediği tek taraflı dış politika, ticaret savaşları ve iklim değişikliği konusundaki tutum değişiklikleri sayılıyor. Ancak Jansson, bu tür anketlerin genellikle bir ülkenin siyasi liderliğine yönelik memnuniyetsizliği yansıttığını, o ülkenin halkına karşı duyulan hisleri doğru ölçmediğini belirtiyor.
Mektupta, “Bir ülkenin insanlarıyla onu yönetenleri asla birbirine karıştırmayın” uyarısı yapılıyor. Jansson, Amerikan halkının büyük bir kısmının uluslararası işbirliğine açık olduğunu ve küresel sorunların çözümünde ortak hareket edilmesi gerektiğine inandığını hatırlatıyor.
Küresel güven bunalımı
Avrupa-ABD ilişkilerindeki bu güven erozyonu, sadece kamuoyu yoklamalarına yansımakla kalmıyor, aynı zamanda NATO gibi kurumların işleyişinde de kendini hissettiriyor. Son yıllarda savunma harcamaları, ticaret tarifeleri ve dijital vergi gibi konularda yaşanan anlaşmazlıklar, ittifakın temel dinamiklerini sorgulatıyor. Avrupalı liderler, ABD'nin değişen öncelikleri karşısında stratejik özerklik arayışlarına girerken, Washington yönetimi ise Avrupa'nın kendi güvenliğine daha fazla katkıda bulunmasını talep ediyor.
Analistlere göre, bu durum bir süre daha devam edecek. Ancak iklim krizi, pandemiler ve yapay zeka düzenlemeleri gibi küresel meydan okumalar, iki kıtayı yeniden bir araya getirebilecek potansiyele sahip. Jansson'un da vurguladığı gibi, halklar arasındaki ortak değerler, siyasi farklılıkların gölgesinde kaybolmamalıdır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa ve ABD arasındaki güven bunalımı, Türkiye için hem fırsat hem de riskler barındırıyor. Ankara, bu iki aktör arasında denge politikası yürüten bir ülke olarak, tarafların birbirine ihtiyaç duyduğu bir ortamda elini güçlendirebilir. Öte yandan, AB ve ABD'nin Türkiye'ye yönelik politikaları da bu güvensizlik ortamından etkilenebilir. Özellikle savunma sanayii ve enerji alanında Türkiye'nin alternatif ortaklık arayışları, bu yeni dengelerde daha önemli hale gelebilir. Türkiye'nin, stratejik konumu ve NATO içindeki rolüyle, her iki taraf için de vazgeçilmez bir ortak olduğu unutulmamalıdır.