Kabil'in eski hükümetinin çöküşünün ardından binlerce Afgan, ülkelerini terk etmek zorunda kaldı ve birçoğu Avrupa'ya sığındı. Ancak Avrupa'da yükselen sağ popülizm ve göçmen karşıtı politikalar, bu mültecilerin geleceğini belirsizleştiriyor. 2021 yılında Taliban'ın kontrolü ele geçirmesiyle birlikte, Afganistan'dan kaçanların sayısı rekor seviyeye ulaştı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre, yalnızca 2021'de yaklaşık 1,2 milyon Afgan komşu ülkelere sığındı, yaklaşık 100 bin kişi de Avrupa'ya iltica başvurusunda bulundu.
Gelişmenin arka planı
Afganistan'daki kaotik çekilme ve Taliban yönetiminin getirdiği belirsizlik, milyonlarca insanı yerinden etti. Kadınların eğitim ve çalışma haklarının kısıtlanması, etnik azınlıklara yönelik baskılar ve artan yoksulluk, özellikle genç Afganları Avrupa'ya göç etmeye itiyor. Ancak Avrupa Birliği ülkeleri, 2015'teki Suriyeli mülteci krizinden çıkarılan derslerle, sınır kontrollerini artırdı ve iltica prosedürlerini sıkılaştırdı.
Son yıllarda İtalya, Macaristan, Polonya ve Hollanda gibi ülkelerde göçmen karşıtı partiler ya hükümete girdi ya da ciddi oy oranlarına ulaştı. Bu partilerin söylemleri, yerel halkın ekonomik kaygıları ve kültürel kimlik endişeleriyle birleşince, Afgan mülteciler de hedef haline geldi. Örneğin, Almanya'da Afgan sığınmacıların çoğunun iltica başvurusu reddediliyor ve ülkeye dönüşleri teşvik ediliyor.
Avrupa'da uygulanan ‘güvenli üçüncü ülke’ politikaları da Afgan mültecilerin durumunu zorlaştırıyor. Pakistan ve İran gibi komşu ülkeler güvenli kabul edilerek, Afganlar bu ülkelere geri gönderiliyor. Ancak bu ülkelerdeki yaşam koşulları ve Taliban'ın etkisi nedeniyle, bu geri göndermeler uluslararası hukuka aykırı bulunuyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Afgan mültecilerin sorunu yalnızca Avrupa'nın değil, tüm bölgenin ve küresel toplumun meselesi olarak görülüyor. Pakistan'da 3 milyondan fazla Afgan mülteci yaşarken, İran da milyonlarca Afgan'a ev sahipliği yapıyor. Bu ülkelerdeki ekonomik krizler, Afganların Batı'ya yönelik göçünü artırıyor. Avrupa'nın sınır ötesi işbirliği politikaları, bu göç dalgasını durdurmakta yetersiz kalıyor.
Küresel olarak, Birleşmiş Milletler'in Afganistan için insani yardım çağrıları yeterli finansmanı bulamıyor. 2023'te Afganistan için gereken 3,2 milyar dolarlık yardımın yalnızca %40'ı karşılandı. Bu durum, Afganistan'daki insani krizi derinleştiriyor ve göç baskısını artırıyor. Uzmanlar, Avrupa'nın göçmen karşıtı politikalarının, insani yükümlülüklerle çeliştiğini ve uzun vadede bölgesel istikrarı tehdit ettiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'daki bu gelişmeler, Türkiye'yi doğrudan etkiliyor. Türkiye, Afgan mülteciler için önemli bir geçiş ülkesi konumundadır ve Avrupa'nın sınır politikaları, Türkiye'yi transit göç yükünü üstlenmeye zorluyor. Avrupa Birliği'nin 2016 Göç Anlaşması benzeri düzenlemeler, Türkiye'ye mali destek sağlasa da, mevcut siyasi atmosferde anlaşmanın yenilenmesi zor görünüyor. Türkiye'nin sığınmacılara yönelik politikası, uluslararası yükümlülükler ve ulusal güvenlik endişeleri arasında denge kurmaya çalışırken, Avrupa'daki sağ popülist dalga bu dengeyi sürdürülebilir kılmaktadır.