İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyindeki iki köye düzenlediği hava saldırısında en az dokuz kişinin öldüğünü, aralarında üç çocuğun da bulunduğu bildirildi. Saldırı, bölgede aylardır süren gerginliğin en kanlı sonuçlarından biri olarak kaydedildi. Lübnan Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, saldırıda ölenler arasında kadınların da olduğu, en az beş kişinin yaralandığı ve birçoğunun durumunun kritik olduğu belirtildi. Görgü tanıkları, savaş uçaklarının gece geç saatlerde iki köyü hedef aldığını, büyük patlamaların duyulduğunu ve enkaz altında kalanlar için arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü aktardı. Bu saldırı, Hizbullah ile İsrail arasında son haftalarda artan çatışmaların bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
İsrail ile Lübnan arasındaki sınır hattı, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırısının ardından başlayan Gazze savaşıyla birlikte yeniden alevlendi. Lübnan'dan İsrail'in kuzeyine düzenlenen roket ve füzeler ile İsrail'in Lübnan'ın güneyine yönelik hava saldırıları, neredeyse her gün devam ediyor. Hizbullah'ın İsrail sınırındaki varlığını artırması ve İsrail'in buna cevaben gerçekleştirdiği keşif ve saldırı uçuşları, taraflar arasında tam ölçekli bir savaşın eşiğine gelindiği yönünde yorumlara neden oluyor. Son saldırının hedef aldığı köylerin, Hizbullah'ın etkili olduğu bölgelerde yer aldığı biliniyor. İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada, saldırıların 'Hizbullah'ın askeri altyapısını hedef aldığı ve sivil kayıpların olmadığı' öne sürülürken, Lübnanlı yetkililer bu iddiayı yalanlayarak saldırıların sivilleri hedef aldığını belirttiler. Saldırıların birinde, birçok ailenin yaşadığı bir binanın vurulduğu ve içeridekilerin enkaz altında kaldığı ifade ediliyor.
Bu tür saldırılar, Lübnan'da zaten derin bir ekonomik ve siyasi krizle boğuşan halkı daha da zor durumda bırakıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, çatışmaların başlamasından bu yana Lübnan'da 100 binden fazla kişi yerinden edildi, sınır bölgelerindeki okullar ve hastaneler sık sık güvenlik gerekçesiyle kapanmak zorunda kaldı. Saldırıların yaşandığı bölgede insani durumun kötüleştiğini aktaran yardım kuruluşları, sivillerin güvenliği için acil adımlar atılması çağrısında bulunuyor. Öte yandan, İsrail'in bu saldırıları, uluslararası toplumun ateşkes çağrılarına rağmen sürüyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, bölgede istikrarın sağlanması için daha önce aldığı 1701 sayılı kararın uygulanmasını defalarca talep etmiş ancak taraflar bu kararı tam olarak uygulamaktan kaçınmıştı. Bu son saldırı, ABD'nin arabuluculuğunda süren diplomatik çabaları da olumsuz etkileyebilir.
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmaların derinleşmesi, sadece iki ülkeyi değil, tüm Ortadoğu'yu etkileyebilecek bir risk taşıyor. Uzmanlar, Gazze'deki çatışmaların devam ettiği bir ortamda Lübnan cephesinin açılmasının, savaşın çok daha geniş bir alana yayılmasına yol açabileceği endişesini dile getiriyor. İran'ın Hizbullah üzerindeki nüfuzu, İsrail'in İran nükleer tesislerine yönelik olası bir saldırısına karşı caydırıcılık olarak değerlendiriliyor; ancak bu durum, İsrail'in Lübnan'a yönelik operasyonlarını da daha riskli hale getiriyor. Bölgede ayrıca Suriye'deki savaşın yansımaları ve çeşitli vekil güçlerin varlığı, durumu daha da karmaşıklaştırıyor. ABD, Fransa ve Birleşmiş Milletler, gerilimin düşürülmesi için diyalog çağrıları yaparken, İsrail'in kararlılığı ve Hizbullah'ın tepkisi, diplomatik çözüm çabalarının sonuçsuz kalmasına neden oluyor. Enerji kaynakları ve Doğu Akdeniz'deki ticaret yolları açısından stratejik öneme sahip bu bölgede yaşanacak yeni bir savaş, küresel enerji piyasalarını da olumsuz etkileyebilir. Uluslararası toplum, tarafları itidale davet ederken, bu tür saldırıların bölgesel savaş riskini artırdığı konusunda uyarılarda bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'daki gelişmeleri yakından takip ediyor. Bu saldırı, bölgedeki istikrarsızlığın Türkiye'ye de sıçrayabileceği endişelerini güçlendiriyor. Türkiye, başta Gazze olmak üzere Filistin meselesinde izlediği politika çerçevesinde, İsrail'in sivillere yönelik saldırılarını kınıyor ve bu tür eylemlerin uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurguluyor. Lübnan'daki krizin derinleşmesi, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliği ve bölgesel nüfuzu açısından da risk oluşturuyor. Türkiye, daha önce Lübnan'a insani yardım göndermiş ve siyasi istikrarın sağlanması için katkıda bulunmuştu; bu çabaların devam etmesi bekleniyor. Ayrıca, bölgedeki çatışmaların sürmesi, Türkiye'nin bölgesel refah ve istikrar vizyonunu da olumsuz etkileyebilir.