Avrupa'da yabani arı türlerinin büyük çoğunluğu ve hoverfly (çiçek sineği) türlerinin yaklaşık yarısı son yüzyılda azalma gösterdi. Bu çarpıcı sonuç, PNAS dergisinde yayımlanan ve 1921'den bu yana kaydedilen verilere dayanan yeni bir çalışmaya dayanıyor. Araştırmaya göre, Alpler hariç Avrupa'nın her bölgesinde azalan arı türü sayısı artanlardan fazla. Çalışma, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin 17. Taraflar Konferansı (COP17) başlarken yayımlandı ve bilim insanları hükümetlere acil eylem çağrısında bulunuyor.
Yüzyıllık Verilerle Ortaya Çıkan Tablo
Araştırmacılar, 1921'den günümüze kadar kaydedilen arı ve hoverfly gözlemlerini analiz etti. Avrupa genelinde yabani arı türlerinin yaklaşık yüzde 75'inin popülasyonlarında düşüş eğilimi tespit edildi. Hoverfly türlerinde ise bu oran yüzde 50 civarında. Alpler, coğrafi izolasyonu ve daha az insan etkisi nedeniyle nispeten istikrarlı bir bölge olarak öne çıkıyor. Ancak uzmanlar, bu istisnanın genel tabloyu değiştirmediğini vurguluyor.
Çalışmanın yazarları, azalmanın başlıca nedenleri arasında habitat kaybı, yoğun tarım ilaçları kullanımı, iklim değişikliği ve kentleşmeyi gösteriyor. Özellikle monokültür tarımın yaygınlaşması ve pestisit kullanımının artması, arıların besin kaynaklarını ve yuvalama alanlarını daraltıyor. İklim değişikliği ise türlerin yaşam döngülerini bozarak, çiçeklenme dönemleriyle arı aktiviteleri arasındaki uyumu olumsuz etkiliyor.
Araştırma, yalnızca arıların değil, hoverfly gibi diğer tozlaştırıcıların da tehlike altında olduğunu gösteriyor. Hoverfly'ler, arılar kadar bilinmese de tozlaşmada önemli rol oynuyor ve ekosistem sağlığının önemli göstergelerinden biri. Uzmanlar, tozlaştırıcı popülasyonlarındaki azalmanın, tarımsal verimlilik ve gıda güvenliği üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirtiyor.
COP17: Son Şans mı?
Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin 17. Taraflar Konferansı (COP17), 2024 yılında düzenleniyor ve küresel biyoçeşitlilik hedeflerinin gözden geçirilmesi açısından kritik bir toplantı. Çalışmanın yayımlandığı tarih, COP17'nin hemen öncesine denk gelmesi nedeniyle dikkatleri toplantıya çekiyor. Bilim insanları, hükümetlerin 2030'a kadar biyoçeşitlilik kaybını durdurma taahhütlerini somut politikalara dönüştürmesi gerektiğini söylüyor.
Avrupa Birliği'nin 2030 Biyoçeşitlilik Stratejisi, tarım ilaçlarının kullanımının azaltılması ve korunan alanların artırılması gibi hedefler içeriyor. Ancak çevre örgütleri, mevcut politikaların yetersiz olduğunu ve uygulamada ciddi boşluklar bulunduğunu savunuyor. Özellikle ortak tarım politikası (CAP) kapsamında verilen sübvansiyonların hâlâ yoğun tarımı teşvik ettiği eleştirisi yaygın.
Çalışmanın yazarları, arı popülasyonlarındaki azalmanın geri döndürülemez sonuçlar doğurmadan önce harekete geçilmesi gerektiğini vurguluyor. Habitat restorasyonu, pestisit kullanımının azaltılması, şehirlerde arı dostu bahçelerin yaygınlaştırılması ve iklim dostu tarım uygulamalarının teşvik edilmesi öneriler arasında. Ayrıca, uzun vadeli izleme programlarının güçlendirilmesi ve veri toplama çalışmalarının standartlaştırılması gerektiği belirtiliyor.
Avrupa'daki bu tablo, küresel ölçekte de benzer endişeleri yansıtıyor. Dünya genelinde tozlaştırıcı popülasyonları baskı altında ve gıda üretiminin yaklaşık üçte biri tozlaştırıcılara bağımlı. Arıların kaybı, yalnızca ekolojik değil, ekonomik ve sosyal açıdan da derin etkiler yaratabilir. Uzmanlar, COP17'nin bu konuda somut adımlar için bir dönüm noktası olması gerektiğini söylüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, zengin arı çeşitliliği ve arcılık potansiyeli ile Avrupa'nın önemli bir parçası. Ancak son yıllarda tarım ilaçları kullanımının artması, habitat kaybı ve iklim değişikliği Türkiye'deki arı popülasyonlarını da tehdit ediyor. Avrupa'daki azalma eğilimi, Türkiye'nin tarımsal üretimi ve gıda güvenliği için uyarı niteliğinde. Türkiye'nin COP17'de alınacak kararlara aktif katılımı ve ulusal biyoçeşitlilik stratejisini güçlendirmesi, hem ekosistem hem de tarım ekonomisi açısından kritik. Ayrıca, arıcılık sektörüne verilen desteklerin artırılması ve pestisit kullanımının azaltılması, gelecekteki riskleri minimize edebilir.