Avrupa’yı kavuran sıcak hava dalgasının en ölümcül etkileri, düşük yeşil alan oranına ve yüksek nüfus yoğunluğuna sahip şehirlerde görülecek. Uzmanlar, kıta genelinde 854 şehri analiz ederek, aşırı sıcakların can kaybına yol açma potansiyelini haritalandırdı. Çalışmaya göre, özellikle Güney ve Doğu Avrupa’daki kentler, hem iklim değişikliğinin hem de kentsel ısı adası etkisinin birleşmesiyle en büyük risk altında. Araştırmacılar, 2050 yılına kadar mevcut ısınma eğilimlerinin devam etmesi halinde, sıcaklığa bağlı ölümlerin bugüne kıyasla iki katına çıkabileceğini belirtiyor.
Kentsel ısı adaları ve nüfus yaşlanması riski katlıyor
Analiz, sıcak hava dalgalarının ölümcüllüğünü belirleyen en önemli faktörlerin başında kentsel ısı adası etkisinin geldiğini ortaya koyuyor. Betonlaşma, yeşil alanların azlığı ve yetersiz havalandırma, şehir içi sıcaklıkların çevre bölgelere göre 5-7 santigrat derece daha yüksek olmasına neden oluyor. Özellikle yaşlı nüfus oranı yüksek olan şehirlerde, sıcak çarpması ve kalp-damar rahatsızlıklarına bağlı ölümler ciddi boyutlara ulaşıyor. İtalya’nın Bologna, Yunanistan’ın Atina, İspanya’nın Sevilla ve Portekiz’in Lizbon şehirleri, en yüksek risk grubunda yer alıyor. Bu kentlerde hem ortalama sıcaklıkların 40 dereceyi aştığı gün sayısı artıyor hem de nüfusun dörtte birinden fazlası 65 yaş üstü bireylerden oluşuyor.
Araştırmada, sıcak hava dalgalarının ölümcül etkilerinin sadece doğrudan fizyolojik nedenlerle sınırlı kalmadığı, aynı zamanda hava kirliliği ve sağlık sistemleri üzerindeki baskıyla da dolaylı olarak arttığı vurgulanıyor. Örneğin, yüksek sıcaklıklar ozon ve partikül madde seviyelerini yükselterek solunum yolu hastalıklarını tetikliyor. Ayrıca sağlık kuruluşlarının aşırı yüklenmesi, kronik rahatsızlıkları olan hastaların zamanında tedavi alamamasına yol açabiliyor. Bu durum, özellikle sağlık altyapısı zayıf olan Doğu Avrupa şehirlerinde alarm zillerini çaldırıyor.
Küresel ısınma ve göç dalgası: Bölgesel bir kriz kapıda
Avrupa’yı bekleyen sıcak hava dalgası tehdidi, sadece bir sağlık krizi değil aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir meydan okuma olarak da değerlendiriliyor. Tarım sektöründe verim kaybı, enerji talebindeki ani artış ve turizm gelirlerindeki dalgalanmalar, ülkeler arasında yeni gerilimlere yol açabilir. Özellikle Akdeniz ülkeleri, turizm sezonunda yaşanacak aşırı sıcakların tatilci akışını olumsuz etkilemesinden endişe ediyor. Diğer yandan, kuzey Avrupa ülkeleri daha serin iklimleri nedeniyle göç alabilir; bu durum, bölgesel nüfus dağılımında kaymalara ve altyapı yatırımlarının yeniden planlanmasına neden olabilir.
Uzmanlar, sıcak hava dalgalarının sıklığının ve şiddetinin artmasının, iklim değişikliğiyle mücadelede başarısız olunduğu anlamına geldiğini belirtiyor. Paris Anlaşması hedeflerine ulaşılamazsa, 2100 yılına kadar Avrupa’da sıcaklığa bağlı ölümlerin yılda 150 bini aşabileceği tahmin ediliyor. Sivil toplum kuruluşları, kentlerin daha yeşil ve dayanıklı hale getirilmesi için acil eylem planları oluşturulması çağrısı yapıyor. Ayrıca, erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi ve savunmasız grupların (yaşlılar, çocuklar, kronik hastalar) korunmasına yönelik önlemlerin hayata geçirilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla Avrupa’nın güneyinde yer alan ve benzer iklim riskleriyle karşı karşıya olan bir ülke. Özellikle İstanbul, İzmir ve Adana gibi büyükşehirlerde hem kentsel ısı adası etkisi hem de yaşlı nüfus oranındaki artış, sıcak hava dalgalarına karşı kırılganlığı artırıyor. Ayrıca Türkiye, Avrupa ile sıkı ekonomik ve sosyal bağları nedeniyle, kıtadaki sıcaklık kaynaklı göç dalgalarından etkilenebilir. Tarım sektöründe yaşanacak verim kayıpları, gıda fiyatlarını ve enflasyonu yukarı çekerek ekonomik istikrarı tehdit edebilir. Dolayısıyla, Türkiye’nin kentsel dönüşüm projelerinde yeşil alanları artırmaya ve enerji verimliliğini yükseltmeye odaklanması, hem iç hem de dış politika öncelikleri arasında yer almalıdır.