Avrupa Birliği ülkeleri, artan jeopolitik gerilimler ve Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırganlığı karşısında savunma kapasitelerini güçlendirme sözü vermiş olsa da, vatandaşlar ve hükümetler bu vaatleri hayata geçirecek finansal kaynakları ayırmakta isteksiz davranıyor. Kamuoyu yoklamaları, Avrupalıların büyük çoğunluğunun daha güçlü bir ordu istediğini gösterirken, aynı oranda kişi bu hedef için daha fazla vergi ödemeye veya bütçe kesintilerine sıcak bakmıyor. Bu çelişki, Avrupa'nın güvenlik politikasında ciddi bir uygulama boşluğu yaratıyor.
Gelişmenin Arka Planı
AB liderleri, 2022'de Ukrayna savaşının başlamasının ardından savunma harcamalarını önemli ölçüde artırma sözü vermişti. Özellikle Almanya, 100 milyar avroluk özel bir fon oluşturarak askeri bütçesini %2'nin üzerine çıkarma taahhüdünde bulundu. Ancak 2025 yılına gelindiğinde, bu hedefe ulaşan ülke sayısı sınırlı kaldı. NATO verilerine göre, üyelerin yalnızca yarısı gayri safi yurt içi hasılanın %2'sini savunmaya ayırma hedefini karşılayabiliyor. Fransa ve İtalya gibi büyük ekonomiler, bütçe açıkları ve mali disiplin kuralları nedeniyle harcamaları kısarken, Doğu Avrupa ülkeleri Polonya ve Baltık devletleri ise hedefi aşan oranlarla dikkat çekiyor.
Avrupa Komisyonu, savunma yatırımlarını teşvik etmek için ortak borçlanma ve yeni fon mekanizmaları önermesine rağmen, üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıkları bu girişimlerin somutlaşmasını engelliyor. Özellikle mali disiplini savunan Hollanda ve İsveç gibi ülkeler, ek borçlanmaya karşı çıkarken, Güney Avrupa ülkeleri daha fazla esneklik talep ediyor. Ayrıca, savunma sanayii alanındaki yatırımların çoğu ulusal düzeyde planlanıyor ve AB düzeyinde koordinasyon zayıf kalıyor. Bu durum, mükerrer harcamalara ve kaynak israfına yol açıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avrupa'nın savunma harcamalarındaki bu yavaşlık, yalnızca kıta güvenliğini değil, aynı zamanda ABD ile olan ittifak ilişkilerini de etkiliyor. Washington, Avrupalı müttefiklerinin yük paylaşımı konusunda daha fazla sorumluluk almasını beklerken, AB'nin bu konudaki performansı hayal kırıklığı yaratıyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın yeniden seçilme ihtimali, Avrupa'nın kendi savunmasına daha fazla yatırım yapması gerektiği yönündeki baskıyı artırıyor. Öte yandan, Rusya'nın savaş ekonomisini sürdürebilmesi ve Ukrayna'da askeri üstünlük sağlama çabası, Avrupa'nın caydırıcılık kapasitesini sorgulatıyor.
Küresel ölçekte ise, Çin'in askeri modernizasyonu ve Hint-Pasifik'teki gerilimler, Avrupa'nın savunma harcamalarını artırma gerekliliğini perçinliyor. Ancak Avrupalı liderler, iklim değişikliği, sağlık ve sosyal refah gibi alanlardaki harcamalarla savunma arasında bir denge kurmak zorunda. Kamu borcunun yüksek olduğu bir ortamda, vatandaşların ek vergiye karşı direnci, siyasi karar alıcıların elini kolunu bağlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'nın savunma harcamalarındaki bu isteksizlik, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Türkiye, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip ve savunma sanayiinde artan bir kapasiteye sahip. AB'nin caydırıcılık açığı, Türkiye'yi Doğu Akdeniz ve Karadeniz'de daha kritik bir müttefik haline getirebilir. Ancak aynı zamanda, Avrupa'nın savunma bütçelerini artıramaması, NATO'nun genel caydırıcılığını zayıflatarak Türkiye'nin güvenlik çevresindeki tehditleri artırabilir. Özellikle Yunanistan ile olan gerilimlerde, Avrupa'nın savunma zafiyeti Ankara'nın elini güçlendirebilir. Diğer yandan, AB'nin ortak savunma projelerine Türkiye'nin dahil edilmemesi, Türk savunma sanayiinin Avrupa pazarındaki fırsatlarını sınırlıyor.