Avrupa ülkeleri, artan güvenlik tehditleri karşısında savunma harcamalarını artırma baskısıyla karşı karşıya kalırken, kamuoyu araştırmaları vatandaşların refah devletinden ödün vermeye hazır olmadığını gösteriyor. Kıta genelinde yapılan anketler, Avrupalıların büyük çoğunluğunun daha güçlü silahlı kuvvetler istediğini ancak bu talebin finansmanı için daha yüksek vergi veya sosyal harcama kesintilerini kabul etmediğini ortaya koyuyor. Bu durum, özellikle Rusya-Ukrayna savaşının gölgesinde, liderler için ciddi bir politika ikilemi oluşturuyor.
Refah devleti ile savunma arasında sıkışma
Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yapılan son kamuoyu yoklamaları, vatandaşların yüzde 70'inden fazlasının ülkelerinin askeri kapasitesini artırmasını desteklediğini gösteriyor. Ancak bu desteğin pratiğe dökülmesi, vatandaşların aynı oranda sosyal güvenlik, sağlık ve eğitim harcamalarına öncelik vermesi nedeniyle zorlaşıyor. Almanya, Fransa ve İtalya gibi büyük ekonomilerde yapılan araştırmalar, savunma harcamalarının artırılması için ek vergi veya kamu harcamalarında kesinti önerilerinin güçlü bir dirençle karşılaştığını teyit ediyor.
Örneğin Almanya'da Şansölye Olaf Scholz, Ukrayna savaşının başlamasının ardından 100 milyar euroluk özel bir savunma fonu oluşturdu. Ancak bu fonun kalıcı hale getirilmesi ve NATO'nun GSYİH'nin yüzde 2'si hedefine ulaşılması için gereken ek kaynak, Alman bütçesinde ciddi bir boşluk yaratıyor. Benzer bir tablo Fransa'da da görülüyor; Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un savunma bütçesini 2030'a kadar ikiye katlama planı, sosyal harcamaların dondurulması anlamına geliyor.
İngiltere'de ise Başbakan Keir Starmer, savunma harcamalarını GSYİH'nin yüzde 2,5'ine çıkarma sözü verirken, bunun finansmanı için emeklilik yardımlarında kesinti yapmayacağını taahhüt etti. Ancak ekonomistler, mevcut bütçe kısıtlamaları altında bu hedefin sürdürülebilir olmadığını belirtiyor. Starmer'ın sosyal harcamaları koruma sözü, savunma harcamalarının tek başına bütçe artışı değil, diğer alanlardan kaynak aktarımıyla finanse edilmesi gerektiği anlamına geliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: ABD baskısı ve NATO yük paylaşımı
Avrupa'nın savunma harcamaları konusundaki isteksizliği, ABD'nin artan baskısıyla daha da karmaşık bir hal alıyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın Avrupa'yı yeterince katkı sağlamamakla eleştirmesi ve NATO'nun yük paylaşımı tartışmaları, kıtanın kendi savunma kapasitesini artırma gerekliliğini her fırsatta gündeme getiriyor. Ancak Avrupa kamuoyunun refah devletine bağlılığı, liderlerin bu yönde adım atmasını zorlaştırıyor.
Avrupa Komisyonu'nun Stratejik Pusula belgesi, AB'nin askeri hareket kabiliyetini artırmayı hedeflerken, üye ülkeler arasında ortak savunma projelerinin finansmanı konusunda henüz bir uzlaşma sağlanamadı. Doğu Avrupa ülkeleri, Rusya tehdidine daha yakın olmaları nedeniyle savunma harcamalarını artırmaya daha istekli görünürken, Batı Avrupa'da bu konudaki toplumsal mutabakat daha zayıf. Polonya ve Baltık ülkeleri GSYİH'lerinin yüzde 3'ünden fazlasını savunmaya ayırırken, İtalya ve İspanya gibi ülkeler yüzde 1,5'in altında kalıyor.
Analistler, Avrupa'nın savunma ve refah dengesini kurmak için yeni bir sosyal sözleşmeye ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. Artan faiz oranları ve enflasyon karşısında kamu borçları zaten yüksekken, vergi artışı veya kemer sıkma alternatifleri siyasi olarak riskli görünüyor. Bu durum, Avrupa savunma sanayii şirketlerinin üretim kapasitesini artırma ve yeni işbirlikleri geliştirme çabalarına rağmen, kıtanın caydırıcılık hedeflerine ulaşmasını zorlaştırıyor. Uzun vadede, çözümün ortak borçlanma veya savunma bütçesine ayrılan özel bir Avrupa fonu olabileceği tartışılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'nın savunma harcamalarını artırma konusundaki tereddüdü, Türkiye için hem fırsat hem risk barındırıyor. Türkiye, NATO bünyesinde önemli bir askeri kapasiteye sahip ve Avrupa'nın güvenlik açığını kapatma potansiyeli taşıyor. Ancak AB-Türkiye ilişkilerinde savunma sanayii işbirliği, siyasi engeller nedeniyle sınırlı kalıyor. Avrupa'nın kendi savunma kabiliyetini güçlendirememesi, Türkiye'nin ittifak içindeki stratejik önemini artırabilir; ancak aynı zamanda AB'nin Türkiye'den bağımsız bir güvenlik yapısı oluşturma çabalarını da hızlandırabilir. Türkiye, kendi savunma sanayiisini geliştirerek bu boşluktan yararlanma arayışında.