Kremlin'in Ukrayna'daki askeri başarısızlıklarının ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in yeni stratejik hedefi batıya yönelmiş durumda. Uzmanlara göre, Ukrayna'da toprak kazanamayan Moskova, Avrupa ülkelerini siyasi ve toplumsal olarak istikrarsızlaştırmak için kapsamlı bir plan uygulamaya başladı. Bu yeni dönemde, dezenformasyon kampanyaları, siber saldırılar, enerji şantajı ve göçmen krizleri gibi 'kirli oyunlar' Avrupa'nın güvenlik mimarisini test ediyor. Avrupa Birliği ve NATO ülkeleri, bu hibrit tehditlerle başa çıkmak için yeni mekanizmalar geliştirmeye çalışsa da, birçok analist Avrupa'nın hazırlık seviyesinin yetersiz olduğu görüşünde.
Ukrayna'daki Başarısızlıktan Batıya Yönelen Yeni Strateji
Rusya'nın Şubat 2022'de başlattığı geniş çaplı işgal girişimi, Ukrayna ordusunun direnişi sayesinde beklenen sonucu vermedi. Kırım'ın 2014'te ilhakının ardından Donbas'ta sürdürdüğü vekalet savaşı da dahil olmak üzere on yılı aşkın süredir Ukrayna'da aktif olan Moskova, cephedeki bu başarısızlığın ardından stratejisini revize etti. Uzmanlar, Putin'in artık askeri yollarla değil, Avrupa'nın iç dinamiklerini manipüle ederek kazanım elde etmeye çalıştığını belirtiyor. İngiliz istihbarat servisleri geçtiğimiz aylarda yayınladıkları raporlarda, Rusya'nın Avrupa'da siyasi kutuplaşmayı derinleştirmek, seçimlere müdahale etmek ve kritik altyapıları hedef almak için sistematik bir çaba içinde olduğunu ortaya koydu. Polonya, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi AB'nin çekirdek ülkelerinde aşırı sağ partilerin güçlenmesinde Rusya'nın parmağı olduğuna dair güçlü istihbarat bulguları bulunuyor.
Rusya'nın bu yeni stratejisi, klasik casusluk faaliyetlerinin ötesine geçiyor. Bilgi savaşı, sosyal medya platformlarında bot hesaplar ve manipülatif içeriklerle yürütülüyor. Enerji alanında ise Moskova, Avrupa ülkelerini birbirine düşürme ve kış aylarında halkları sokağa dökme amacıyla doğal gaz arzını silah olarak kullanıyor. 2022'nin yaz aylarında Kuzey Akım boru hattındaki bakım çalışmalarını bahane ederek gaz akışını kesintiye uğratması, Avrupa'da enerji krizini tetiklemişti. Bu durum, AB içinde tek sesliliği sağlamayı zorlaştırdı ve Rusya'ya yönelik yaptırımlar konusunda anlaşmazlıklara yol açtı. Bundan sonraki süreçte Kremlin'in, enerjiyi bir şantaj aracı olarak kullanmaya devam etmesi ve özellikle kış aylarında Avrupa kamuoyunu etkilemeye çalışması bekleniyor.
Hibrit Tehditler Karşısında Avrupa'nın Kırılganlıkları
Avrupa'nın bu yeni dönemde en zayıf noktalarından biri, göçmen krizleri. Rusya'nın, Belarus üzerinden AB sınırlarına düzensiz göçmen yönlendirmesi daha önce bir krize yol açmıştı. Polonya, Letonya ve Litvanya sınırlarında yaşanan benzer durumlar, Moskova'nın göçmenleri araçsallaştırabileceğini gösterdi. Uzmanlara göre, Rusya'nın bu kez Orta Doğu ve Afrika'dan gelen göçmenleri daha organize bir şekilde Avrupa sınırlarına yönlendirmesi ve böylece AB ülkeleri arasındaki dayanışmayı sarsması olası. İkinci bir kırılganlık alanı ise siber güvenlik. Rusya'nın devlet destekli bilgisayar korsanları, Avrupa'daki enerji şebekeleri, bankacılık sistemleri ve hükümet ağlarına yönelik saldırılar düzenliyor.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nin yayınladığı son raporlarda, Avrupa'daki sağlık kuruluşlarına yönelik siber saldırıların artışına dikkat çekiliyor. Rusya ayrıca, Avrupa genelinde yangınlar, sel felaketleri gibi doğal afetlerde de dezenformasyon yayarak halkın hükümetlere olan güvenini zayıflatmayı amaçlıyor. Örneğin, 2018'de İngiltere'nin Salisbury kentinde eski bir Rus casusuna yönelik zehirli saldırı sonrasında ortaya çıkan kimyasal silah kullanımı, Moskova'nın sınırları dışında da gayri nizami yöntemlere başvurabileceğini göstermişti. İngiltere, bu olayın ardından Rus diplomasisinin önemli isimlerini sınır dışı etmiş ve uluslararası toplumun Moskova'ya yönelik tepkisini koordine etmeye çalışmıştı.
Avrupa Birliği'nin bu hibrit tehditlerle mücadelesi, şu ana kadar daha çok söylem düzeyinde kaldı. AB'nin 2023 yılında kabul ettiği Yeni Avrupa Güvenlik Stratejisi belgesinde, hibrit tehditlere karşı koymak için üye ülkeler arasında istihbarat paylaşımının artırılması ve kritik altyapıların korunması gibi maddeler yer alıyor. Ancak bu hedeflerin hayata geçirilebilmesi için somut adımların atılması gerekiyor. NATO bünyesinde ise siber savunma ve enerji güvenliği konularında yeni merkezler kurulmuş durumda. Yine de, Rusya'nın Avrupa Birliği'nin karar alma mekanizmasındaki yavaşlığından faydalanarak, üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıklarını derinleştirmesi ve Avrupa'nın ortak bir dış politika izlemesini engelleme ihtimali yüksek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Rusya'nın Avrupa'yı istikrarsızlaştırma planları, Türkiye'yi doğrudan etkileyecek unsurlar barındırıyor. Türkiye, NATO'nun güneydoğu kanadında, hem Rusya'ya sınır komşusu olan Karadeniz'de hem de Suriye ve Libya gibi kriz bölgelerinde aktif bir aktör. Moskova'nın Avrupa'da yarattığı krizler, göç yollarını etkileyerek Türkiye'ye yeni düzensiz göç dalgalarına yol açabilir. Ayrıca, Rusya'nın enerji şantajı, Türkiye'nin doğal gaz bağımlılığı nedeniyle ekonomik riskleri artırabilir. Türkiye'nin S-400 hava savunma sistemi alımı nedeniyle ABD ile yaşadığı gerilim, Moskova'ya karşı ortak bir batı cephesi oluşturulmasını zaten zorlaştırıyor. Bu dönemde Türkiye'nin hem Rusya ile ilişkilerini dengelemesi hem de Batı ile arasındaki ittifak bağlarını koruyacak bir diplomatik hat izlemesi gerekiyor. Özellikle Karadeniz'deki güvenlik dengeleri ve tahıl koridoru anlaşması gibi başarılı diplomasi örnekleri, Türkiye'nin bu yeni dönemde kritik bir role sahip olduğunu gösteriyor.