Modern savaşlar yalnızca cephede değil, siber uzayda, altyapıya yönelik saldırılarla ve toplumsal dayanıklılığın hedef alınmasıyla yürütülüyor. Bu yeni savaş ortamında, silah sistemleri kadar sivil halkın örgütlenme kapasitesi de belirleyici hale geldi. The Guardian yazarı Elisabeth Braw, İskandinav ve Baltık ülkelerinde vatandaşların gönüllü olarak sivil savunma görevlerine yazılmasını mercek altına alıyor. Braw’a göre, Avrupa’nın en büyük askeri varlığı, savaş durumunda üniformasız savaşmaya hazır sıradan insanlardır. NATO ülkeleri, bu modeli daha yakından incelemeli ve kendi sivil direnç sistemlerini geliştirmelidir.
Gönüllü sivil savunma ordusu: Baltık modeli
İsveç, Norveç, Finlandiya, Estonya, Letonya ve Litvanya’da yüz binlerce vatandaş, savunma ve kriz yönetimi kurumlarına kayıtlı durumda. Bu gönüllüler, asker olmayan rollerde –ilk yardım, lojistik, siber güvenlik, yangın söndürme gibi– görev alıyor. İsveç’te ev sahibi muhafız kuvvetleri 22 bin, Estonya’da gönüllü savunma birliği Kaitseliit 20 binden fazla üyeye sahip. Norveç’te sivil savunma teşkilatı 8 bin aktif gönüllüyle çalışıyor. Bu yapılar, ordunun yükünü hafifletirken, toplumun her kesiminin savunmaya katkı vermesini sağlıyor. Braw, Finlandiya’da savunma kurslarına katılımın son yıllarda iki katına çıktığını vurguluyor. Özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından, sivil savunma gönüllülüğünde belirgin bir artış yaşandı.
Bölgesel boyut: NATO için bir uyarı mı?
Elisabeth Braw’ın analizi, NATO’nun geleneksel askeri caydırıcılık anlayışının yanında, sivil toplumun da sistematik olarak savunma planlamasına dahil edilmesi gerektiğini savunuyor. İskandinav ve Baltık ülkeleri, bu alanda öncü rol oynuyor. Ancak diğer NATO müttefikleri, özellikle Orta ve Batı Avrupa ülkeleri, sivil savunma altyapısı ve gönüllülük programları konusunda geride kalıyor. Braw, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerde sivil savunmaya yönelik kamu bilincinin ve kurumsal hazırlığın yetersiz olduğunu belirtiyor. Ukrayna savaşı, herhangi bir ülkenin yalnızca profesyonel ordularla değil, organize olmuş sivil halkla da saldırganı püskürtmek zorunda olduğunu gösterdi. Bu nedenle, NATO bünyesinde sivil dayanıklılık kapasitesinin artırılması, ittifakın caydırıcılık stratejisinin ayrılmaz bir parçası haline gelmelidir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, jeostratejik konumu ve terörle mücadele deneyimiyle sivil savunma kapasitesi yüksek ülkeler arasında yer alıyor. AFAD ve Kızılay gibi kurumlar, afet ve kriz durumlarında etkin rol oynuyor. Ancak Elisabeth Braw’ın vurguladığı gibi, gönüllülük esaslı sivil savunma ağlarının daha sistematik ve yaygın hale getirilmesi, özellikle olası bir bölgesel krizde Türkiye’nin dayanıklılığını artırabilir. NATO’nun sivil savunma kapasitelerine yönelik artan ilgisi, Türkiye’nin bu alandaki tecrübelerini ittifakla paylaşması ve karşılıklı öğrenme fırsatı sunuyor. Ayrıca, siber güvenlik ve kritik altyapı koruması konularında Türkiye’nin mevcut yeteneklerinin geliştirilmesi, ulusal güvenlik stratejisi için önem taşıyor.