Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin Batılı müttefiklerinden oluşan “Gönüllüler Koalisyonu”, önümüzdeki yıl Avrupa’da yapılacak ulusal seçimlerin ardından çok daha farklı bir siyasi kompozisyona sahne olabilir. Ukrayna Parlamentosu üyesi ve Holos Partisi lideri Kira Rudik, France 24’e verdiği mülakatta, Avrupa genelinde yükselen aşırı sağ ve Ukrayna’ya desteğin sorgulandığı bir siyasi iklimin, Kiev’in savaş çabalarına doğrudan yansıyacağını ifade etti. Rudik, “Gelecek yıl Gönüllüler Koalisyonu’nda çok farklı bir temsil görebiliriz” diyerek, mevcut uluslararası dayanışma ruhunun korunmasının zorlaştığına dikkat çekti.
Rudik’in bu açıklamaları, Avrupa’da 2024 ve 2025 yıllarında gerçekleşecek bir dizi önemli seçim öncesinde geldi. Almanya, Fransa, Polonya ve İtalya gibi Ukrayna’ya en fazla askeri ve mali yardım sağlayan ülkelerde hükümetlerin değişme ihtimali, Kiev’in gelecekteki destek akışına ilişkin kaygıları artırıyor. Özellikle Macaristan ve Slovakya’nın ardından bazı Batı Avrupa ülkelerinde de Ukrayna’ya yönelik yardımların sorgulanması, savaşın ikinci yılında Kiev’in elini zayıflatabilir.
Gönüllüler Koalisyonu’nun geleceği
Ukrayna’nın Rusya’ya karşı savunmasında kritik rol oynayan “Gönüllüler Koalisyonu”, ABD öncülüğünde Almanya, İngiltere, Fransa ve diğer NATO ülkelerinden oluşuyor. Ancak bu koalisyon, her ülkenin iç siyasi dinamiklerinden bağımsız değil. Kira Rudik, koalisyonun sürdürülebilirliğinin sadece askeri ihtiyaçlarla değil, aynı zamanda seçmen tercihleriyle de şekillendiğini belirtiyor. “Seçimler, hükümetlerin Ukrayna’ya bakışını radikal biçimde değiştirebilir” diyen Rudik, özellikle Polonya ve Macaristan gibi Ukrayna’ya sınır komşusu olan ülkelerde çiftçi protestoları ve göçmen karşıtı söylemlerin Ukrayna dayanışmasını aşındırdığına işaret ediyor.
Almanya’da 2025’te yapılması planlanan federal seçimlerde, Ukrayna’ya askeri yardım konusunda çekimser duran Sol Parti ve aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin güç kazanması, Berlin’in Kiev’e verdiği desteğin azalmasına neden olabilir. Benzer şekilde Fransa’da Marine Le Pen’in Ulusal Birlik (RN) partisinin Avrupa seçimlerinde birinci çıkması, Paris’in Ukrayna politikasında bir dönüşüme işaret ediyor. Le Pen, Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılması çağrısı yapmış ve Ukrayna’ya ağır silah sevkiyatına karşı çıkmıştı.
Bölgesel ve küresel boyut
Ukrayna’ya desteğin azalması, sadece Kiev’i değil, Doğu Avrupa’nın güvenlik mimarisini de derinden etkileyebilir. Baltık ülkeleri Estonya, Letonya ve Litvanya, Ukrayna’nın yenilgisinin kendileri için varoluşsal bir tehdit oluşturacağını düşünüyor. Ancak Batı Avrupa’da savaş yorgunluğu olarak adlandırılan bir duygunun yaygınlaşması, bu ülkelerin Ukrayna’ya yönelik desteğini sürdürmesini zorlaştırabilir. Öte yandan ABD’deki başkanlık seçimleri de Ukrayna politikasını doğrudan etkileyecek. Eski Başkan Donald Trump’ın yeniden seçilmesi halinde Ukrayna’ya yardımın kesilebileceği yönündeki açıklamaları, Avrupalı müttefikleri alternatif finansman modelleri arayışına itiyor.
Kira Rudik, bu tabloya rağmen Ukrayna’nın müzakere masasına oturmaktan başka çaresi olmadığı yönündeki baskıların arttığına dikkat çekiyor. Ancak Rudik, “Müzakere ancak güçlü bir pozisyondan yapılabilir; zayıflık barış getirmez” diyerek, Batı’nın desteğinin devam etmesi gerektiğini vurguluyor. Ukrayna’nın NATO üyeliği konusunda somut adımlar atılmaması ve güvenlik garantilerinin netleşmemesi, Kiev’de endişeyle karşılanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa’daki siyasi değişimler, Ukrayna’ya desteğin azalmasına yol açarsa, Türkiye’nin Karadeniz’deki güvenlik dengeleri yeniden şekillenebilir. Ankara, savaşın başından itibaren hem Kiev hem de Moskova ile diyalog kanallarını açık tutarken, Montrö Sözleşmesi’nin sağladığı dengeyi korumaya çalıştı. Ukrayna’nın zayıflaması, Rusya’nın Karadeniz’deki askeri varlığını pekiştirmesine ve Türkiye’nin enerji güvenliğini riske atmasına neden olabilir. Ayrıca, Ukrayna tahılının Karadeniz üzerinden sevkiyatında Türkiye kritik bir rol oynuyor; Kiev’in elinin zayıflaması, tahıl koridoru anlaşmasının geleceğini de belirsizleştirebilir. Bu nedenle Ankara’nın, Avrupa’daki seçim sürecini yakından izleyerek Ukrayna’ya verdiği diplomatik ve insani desteği sürdürmesi stratejik bir zorunluluk olarak görülüyor.