Avrupa kıtası, İkinci Dünya Savaşı sonrasından bu yana en köklü dönüşümlerinden birini yaşıyor. Kıta ülkeleri, ABD'nin güvenlik garantilerine olan bağımlılığı sorguluyor, savunma harcamalarını artırıyor ve kendi bağımsız askeri kapasitelerini geliştirmek için adımlar atıyor. Bu süreç, yalnızca savunmayı değil, aynı zamanda enerji, ticaret ve teknoloji alanlarında da yeniden yapılanmayı beraberinde getiriyor. Uzmanlar, bunu 'Avrupa'nın reşit olma anı' olarak nitelendiriyor.
Transatlantik İlişkilerdeki Soğuma
ABD'nin son yıllarda Avrupa güvenliğine yönelik taahhütlerinde gözlemlenen zayıflama, kıtadaki başkentleri harekete geçirdi. Özellikle Trump yönetiminin NATO'ya yönelik eleştirileri ve Ukrayna savaşındaki tutumu, Avrupalı liderlerde 'ABD artık güvenilir bir müttefik değil' algısını pekiştirdi. Bunun üzerine Almanya, Fransa, İtalya ve Polonya gibi ülkeler, savunma bütçelerini GSYİH'nın yüzde 2'sinin üzerine çıkarma sözü verdi. Avrupa Birliği, 2024 yılında ortak bir savunma stratejisi belgesi yayımlayarak, üye ülkelerin silah alımlarını koordine etmeyi ve Avrupa savunma sanayisini güçlendirmeyi hedefliyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un 'Stratejik özerklik' çağrıları, Almanya Şansölyesi Olaf Scholz'un 'Zeitenwende' (dönüm noktası) söylemiyle birleşiyor. Almanya, 100 milyar euroluk özel bir savunma fonu oluştururken, Polonya asker sayısını iki katına çıkarma planları yapıyor. Bu eğilim, yalnızca Doğu Avrupa'da değil, İskandinav ülkelerinde de kendini gösteriyor: Finlandiya ve İsveç, NATO'ya katılarak caydırıcılıklarını artırdı.
Ekonomiden Enerjiye: Yeniden Yapılanma
Avrupa'nın kendi yolunu çizmesi, savunmanın ötesine geçiyor. Rusya-Ukrayna savaşının ardından Rus gazına olan bağımlılığını hızla azaltan kıta, yenilenebilir enerji ve nükleer enerjiye yöneliyor. AB, 2030 yılına kadar fosil yakıtlardan tamamen bağımsız olma hedefiyle Yeşil Mutabakat'ı hızlandırdı. Aynı zamanda, Çin'e olan bağımlılığı azaltmak için yarı iletkenler, bataryalar ve kritik hammaddelerde yerli üretimi teşvik ediyor.
Ticaret politikasında da bir dönüşüm yaşanıyor. AB, ABD'nin enflasyon azaltma yasasına (IRA) karşı kendi sübvansiyon programlarını devreye sokarken, Çin'e karşı daha korumacı bir duruş sergiliyor. Bu durum, küresel ticarette yeni bloklaşmalara yol açabilir. Öte yandan, Avrupa Merkez Bankası'nın faiz kararları ve euro'nun uluslararası rezerv para olarak konumu, kıtanın mali bağımsızlığının temel taşları arasında sayılıyor.
Küresel Yansımalar ve Belirsizlikler
Avrupa'nın bu hamleleri, küresel güç dengelerini etkiliyor. ABD, bir yandan Avrupa'nın kendi savunmasına daha fazla yatırım yapmasını memnuniyetle karşılarken, diğer yandan NATO dışı girişimler endişe yaratıyor. Çin ve Rusya ise Avrupa-ABD ayrışmasını kendi çıkarları için kullanmaya çalışıyor. Ancak Avrupa'nın tam anlamıyla bağımsız bir aktör haline gelmesi zaman alacak: ortak bir dış politika oluşturmak, üye ülkeler arasındaki tarihsel farklılıklar ve bütçe kısıtları nedeniyle hala zor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'nın kendi güvenlik yapısını inşa etmesi, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Bir yandan, Türkiye'nin NATO içindeki konumu ve Avrupa savunma sanayisi ile entegrasyonu güçlenebilir; özellikle savunma ihracatı ve ortak projelerde yeni işbirlikleri doğabilir. Diğer yandan, AB'nin stratejik özerklik arayışı, Türkiye'yi dışlayan bir Avrupa savunma mimarisi oluşturulmasına yol açabilir. Ayrıca, Avrupa'nın enerjide Rusya'dan bağımsızlaşma çabaları, Türkiye'nin enerji köprüsü rolünü zayıflatabilir. Türkiye, bu dönüşüm sürecinde AB ile ilişkilerini yeniden tanımlamak ve kendine yer bulmak zorunda.