Avrupa Birliği, Çin'e olan ekonomik bağımlılığını azaltmak için stratejiler geliştirirken, Avrupalı şirketlerin bu sürece hazırlıksız yakalandığı ortaya çıktı. Bir Çin uzmanının POLITICO'ya yaptığı açıklamaya göre, AB işletmeleri arasında stok biriktirme veya tedarikçi çeşitlendirmeye gitme eğiliminin görülmemesi "oldukça şaşırtıcı". Bu durum, Brüksel'in "riskten arındırma" (de-risking) politikaları ile şirketlerin pratikteki davranışları arasında ciddi bir uyumsuzluğa işaret ediyor.
Gelişmenin Arka Planı
Avrupa Birliği, son yıllarda Çin'e olan aşırı bağımlılığını azaltmak için çeşitli adımlar attı. Özellikle kritik hammaddeler, ilaç etken maddeleri, yeşil teknoloji ürünleri ve dijital altyapı gibi stratejik sektörlerde Çin'in pazar hakimiyeti endişe yaratıyor. AB, 2023 yılında yürürlüğe giren "Kritik Hammadde Yasası" ve "Yarı İletken Yasası" gibi düzenlemelerle tedarik zincirlerini çeşitlendirmeyi ve Avrupa'da üretimi artırmayı hedefliyor. Ancak sahada, şirketlerin bu hedeflere uyum sağlamakta yavaş kaldığı görülüyor. Uzman, işletmelerin kısa vadeli maliyet kaygıları ve Çin'in sunduğu cazip fiyat avantajları nedeniyle mevcut tedarik düzenlerini değiştirmeye isteksiz olduğunu belirtiyor. Ayrıca, birçok Avrupalı firma için Çin sadece bir tedarik kaynağı değil, aynı zamanda büyük bir pazar. Bu nedenle şirketler, Pekin'i karşılarına almaktan çekiniyor. Öte yandan, Avrupa'nın yeşil dönüşüm ve dijitalleşme hedefleri, Çin menşeli güneş panelleri, bataryalar ve elektronik bileşenlere olan talebi artırıyor. Bu da bağımlılığı derinleştiriyor. Uzmanın "şaşırtıcı" bulduğu nokta, jeopolitik gerilimlere rağmen şirketlerin risk yönetimi konusunda proaktif davranmaması. Oysa Kovid-19 salgını sırasında yaşanan tedarik krizleri ve Çin'in Tayvan çevresindeki askeri tatbikatları gibi olaylar, tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu göstermişti. Yine de birçok firma, stok maliyetlerine katlanmak yerine "tam zamanında" üretim modelini sürdürmeyi tercih ediyor. Bu durum, AB'nin stratejik özerklik hedefiyle çelişiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avrupa'nın Çin'e bağımlılığı, sadece ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik bir mesele. ABD, Çin ile teknoloji yarışında Avrupa'yı kendi tarafına çekmeye çalışırken, Avrupalı şirketlerin çekingenliği transatlantik ilişkilerde de sorun yaratabilir. AB, Çin'e yönelik yarı iletken ve çift kullanımlı teknoloji ihracatında kontroller uyguluyor ancak bu kontrollerin etkinliği, şirketlerin uyum düzeyine bağlı. Öte yandan, Çin'in kuşak-yol projesi ve Orta ve Doğu Avrupa ülkeleriyle kurduğu 17+1 platformu, Avrupa içinde nüfuz mücadelesini artırıyor. Almanya gibi ihracat odaklı ekonomiler, Çin pazarına olan bağımlılıkları nedeniyle AB'nin sert önlemler almasına direnebiliyor. Fransa ise daha korumacı bir çizgi izliyor. Bu görüş ayrılıkları, AB'nin ortak bir Çin stratejisi geliştirmesini zorlaştırıyor. Küresel ölçekte ise, tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırılması (reshoring, near-shoring, friend-shoring) pandemi sonrası hız kazanmış olsa da, Çin'in üretim üssü olma konumundaki merkezi rolü henüz sarsılmış değil. Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre, Çin küresel mal ihracatında %15'lik bir paya sahip ve bu oran AB için %12 civarında. Avrupa'nın Çin'e olan bağımlılığını azaltması, kısa vadede maliyetli ve zorlu bir süreç olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği üzerinden entegre bir ekonomiye sahip. AB'nin Çin'e bağımlılığını azaltma çabaları, Türkiye'ye tedarik zincirlerinde alternatif bir üretim üssü olma fırsatı sunabilir. Özellikle otomotiv, tekstil, elektronik ve yeşil teknoloji alanlarında Türk firmaları, Avrupalı şirketlere yakın coğrafyada üretim imkanı sağlayarak bu boşluğu doldurabilir. Ancak Türkiye'nin de Çin'den ithal ettiği ara mallara bağımlılığı yüksek. Ayrıca, AB'nin olası bir karbon sınır düzenlemesi (CBAM) Türk ihracatçıları için ek maliyetler getirebilir. Türkiye'nin bu süreçte avantaj elde etmesi için kendi tedarik zincirini çeşitlendirmesi ve yüksek katma değerli üretime yönelmesi gerekiyor. Jeopolitik olarak ise Türkiye, hem AB hem de Çin ile dengeli ilişkiler yürütmeye çalışırken, Batı'nın Çin'e karşı ortak cephe oluşturma çabalarında dikkatli bir pozisyon almalı.